HDP Barajı geçemezse?

HDP Barajı geçemezse?


Halkların Demokratik Partisi (HDP), 2015 genel seçimlerine parti olarak gireceğini açıkladı. Karardan vazgeçip vazgeçmeyeceği henüz belli olmamakla birlikte şu an için değerlendirme konusu yapılabilecek olan HDP’nin seçimlere, seçimlerin HDP’ye etkisi.

Tartışmanın bir boyutu, temsil krizine sistem içi çözüm üretip üretmemekle ilgili. HDP yasama organının bir parçası olmak için garantili yolu mu tercih etmeli, yoksa yasama dışında kalma pahasına risk mi almalı? 

Seçmen ile parti arasındaki bağ/ilişki, belki HDP’nin kararına öfkelenmeyi gerektirebilir. Partisinin aldığı bu tutumu yanlış bulduğunu ve ne pahasına olursa olsun, onun Meclis’te kendisini temsil etmesini talep edebilir. Bu nedenle de geçmiş dönem pratiğinden vazgeçmesinden rahatsızlık duyabilir. Veya aksine, “Türkiye partisi ise elbette sadece bazı şehirlerden bağımsız adaylarla değil, tüm Türkiye’den oy talep edecek” diyebilir. Ve HDP’nin kararından memnuniyet duyabilir. 

Ancak bu noktada değerlendirme konusu yapılabilecek olan HDP’nin seçimlere, seçimlerin HDP’ye etkisi olabilecekken Türkiye gündeminde konuşulanlar farklılık gösteriyor. Bu stratejinin doğru veya yanlış olmasından ve sonuçta da yaşanacak başarı veya başarısızlığa seçmenin nasıl tepki vereceğine yönelik tartışmalar yerine, bu tercihin barış sürecine muhtemel etkisine ilişkin konuşmalar somutlaşıyor. Özellikle HDP’ye sonradan eklemlenen bazı kesimler tarafından “HDP mecliste olmazsa barış süreci çöker” heyulası dillendiriliyor. 

Barış/çözüm süreci, ülkenin 30 yıldır devam ettiği savaşı bitirme ekseninde, yüz yıllık Kürt meselesini hedef alıyor. Bunu, gündelik siyasi söylemlerle “süreç biter” seviyesine indirgemek, masanın devrilmesine iştahla gerekçe arayanların bir umudu olabilir ancak. 

Süreç biter tehdidi

HDP, defalarca İmralı’da Öcalan’la, Kandil’de KCK yöneticileriyle görüşmeler yürüttü. Barış sürecinin başlıca aktörlerinden biri olarak, hem Öcalan ile yapılan doğrudan görüşmeler, hem de Kandil ve toplumsal kesimlerle temas açısından ciddi bir görev üstlendi. Aynı zamanda hükümetle resmi muhataplık seviyesine gelen görüşmeler açısından da kamuoyu önünde sorumluluğu paylaşıyor. Yani mecliste, yasamanın bir parçası olarak yapmış olduğu faaliyetlerin binlerce kat büyüklüğünde bir işe ortak oluyor. Meclis içinde yer alsa da yer almasa da HDP’nin gerçekleştirdiği bu katkı devam edebilecek. Barışın inşa sürecine doğru gidilen hızlı yolda yapılacak sayısız çalışmanın aktörü olmak meclis içinde bulunabilmekle sınırlı değil. Ne HDP için, ne diğer siyasi partiler için. 

Sonrasında yeni anayasanın da gündeme geleceği tahmin edildiği için önümüzdeki seçimler çok önemli görülüyor. Elbette atfedilen bu değer haksız değil. Fakat yeni anayasa, sadece mecliste ve sadece bir sonraki dönem yapılacak tartışmalar sayesinde şekillenmeyecek. Yıllardır toplumun tüm kesimlerinden getirilen talepler, yapılan tartışmalar, ülkenin gidişatının çizdiği yeni bir rota var. Tüm bunlarla birlikte yeni anayasa, barış sürecinin tamamlanmasıyla ancak gerçekten yeni bir toplumsal sözleşme olabilir. Çünkü barış, yeni anayasanın başrol oyuncusu.

HDP’nin bu dönemde -eğer parti olarak seçime girer ve barajın altında kalırsa- meclis dışında kalması, yasamadaki temsil sorununu, barajın yarattığı haksızlığın mağduriyeti olarak birçok kişide rahatsızlık yaratacak ve yaratmalıdır. Ancak bu duruma bağlı olarak karşımıza gelecek günlerin karanlığını resmetmek, üzgünüm ama gündelik siyasi tartışmaların altında kalanların görüş mesafelerinin kısalığını gösteriyor. Ya da kötü niyetliliğini... 

2012 yılının sonundan beri devam eden barış görüşmelerinde yüzlerce siyasi kriz tartışıldı. Birçok kez AK Partinin ve Cumhurbaşkanının totaliter eğilimler gösterdiği ispat edilmeye çalışıldı. Demokratikleşme alanında görülen en küçük eksiklikler dahi hemen barış sürecinin karşısına “Barış imkânsız” demek için oturtuldu. Fakat olmadı. Heyula yaratıcılarının tüm negatif söylemleri, barış sürecinin gerçekliği altında kaldı. 

“HDP baraj altında kalırsa” siyaseten önemli bir tartışma. Bunun gelecek dönem meclisinin çalışmasına yönelik etkisi sayfalarca tartışılabilir. Ancak barış süreci tek faktörlü ve tek aktörlü değil. Bugüne dek karşılaştığı tüm sabotaj girişimlerinden, siyasi risklerden, kavgalı seçimlerden sapasağlam geçmeyi başardı. Şüphesiz, hâlâ birçok risk taşıyor ancak gündeme bağlı olarak zarar göremeyeceğini, tarafların gidişatın yönünü değiştirmeme konusundaki iradelerinin gücünden anlıyoruz. 

Kale duvarını aşabilmek 

Eski İrlanda Başbakanı Kuzey İrlanda barış sürecini anlatırken “Kafanızı kale duvarından uzatmanız gerekir” demişti. Siyaseten risk alan cumhurbaşkanı, başbakan ve hükümet partisinin yanı sıra HDP de kafasını kale duvarından uzattı bir kez. Mecliste yer alsa da almasa da. Yasamanın dahli olmaksızın yürütülen iki yıllık sürecin öyle ya da böyle en önemli iletişim kanallarından birini oluşturdu. Tarihi açıklamaların yapıldığı şu günlerde, açıklamalara toplum önünde ses veren taraf oldu. 

Tolstoy’un Anna Karanina’nın başında söylediği gibi “Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Endonezya’da Tsunami felaketi, barış getirmişti. İrlanda’da IRA görüşmelere rağmen eylemler yaptı. Guatemala’da ateşkes kesilse dahi görüşmeler kesilmedi. İspanya-Bask modelinde müzakereden evvel özerklik tanındı. Kolombiya’dan görüşmelerle aynı anda askeri operasyon haberleri geliyor. 

Tüm dünya örneklerinde çatışma çözümleri, kendine özgü mutsuzluğuna dermanı kendi içinden yaratıyor. Birçok farklı yöntemi içinde barındıran barış süreçleri, kendi mutsuzluğunun karakteriyle barış inşasına evriliyor. Türkiye barış modeli de kendine özgü sınırlar dahilinde ilerliyor. Bu sene, üçüncü kez Newroz’da milyonlarca insana ulaşan tarihi açıklamalar yapılıyor. Barış sürecinin gidişatı, gündelik siyasi tartışmaların ve kavgaların etkisinin üstünde bir akılla belirleniyor. Bunun sınırlarının Türkiye’deki bu tarihi süreci hiç önemsemeyen, sürekli olarak kaosa dair analizler yapanlarca belirlenmediği çok açık. Bu nedenle, Gezi’de söylenen ve yok olan, 17-25 Aralık operasyonlarıyla söylenen ve yok olan, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile söylenen ve yok olan tüm analizler gibi, “HDP, meclis dışında kalırsa barış süreci çöker” de süreci hafife alan ve bitmesi için kara senaryolar arayışında olanların oluşturmaya çalıştığı gerçek dışı bir algı. 

Barış ve yeniden inşa süreci, tarafların iradelerinin ötesine geçen, toplumsal bir talep olarak önümüzde duruyor. İçinde bulunduğumuz barış süreci birçok ciddi ve büyük risk barındırsa dahi Türkiye, yeniden 90lı yılların karanlığına dönemeyeceği sınırı geçti bir kere. Artık kimse, daimi değişkenlerle ifade edilen ve onlarca defa yalanlanan “X olursa barış süreci çöker”e inanmıyor. İki yılı geçen ve hâlâ devam eden görüşmeler boyunca yapılan benzeri propagandaların daimi olarak yanlışlandığını yaşayarak test ettiğimizi düşününce yeni çizilen kara tablo da diğerlerinin arasına gideceğe benziyor.

30 yıllık savaş, 2015 genel seçimlerinin yüzde 10 barajına takılamayacak kadar keskin bir çabayla sona eriyor. Türkiye, mutsuzluğunun çözümünü içeriden, partiler üstü ve gündeme rağmen başarıyor. “Demokrasi olmadan barış olmaz” benzeri söylemlerinin sahipleri, barışın gerçekleşmeme gerekçelerini iştahla sıralarken yanılmaya devam ediyor. Ve akıllarını ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar bizim cennetimiz, onların karabasanı olarak karşılarına çıkıyor*.

 

Kaynak : Avukat Gülçin Avşar'ın Star Açık Görüş'teki makalesi

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
'Kürdistan'ı kuracağız' deyince öldürüp 6 parçaya böldü
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
İngiltere ve Galler'de 300'den fazla polise cinsel istismar suçlaması

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu