Türbülans oluşturuldu

Türbülans oluşturuldu


Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Gelinen noktada gördük ki Kobani olaylarıyla burada bir ayak direme durumu var. Nihai sonuca ulaşma konusunda hükümetin bir kararlılığı var. Ama bir yanda Kobani bahanesiyle bir türbülans oluşturuldu dedi.

Çözüm Süreci'nde son durum ne, askıda mı, durdu mu sorusu üzerine, sürecin devam ettiğini, geçmişten bugüne çok olay yaşandığını ve bugünlere kolay gelinmediğini söyledi. 

Çözüm Süreci dediğimiz süreç bu kadar kolay bir tarafa savrulacak, bitecek veya askıya alınacak bir süreç değil. Sürecin ruhunu doğru anlamak lazım diyen Akdoğan, önce Demokratik Açılım Süreci adıyla bir dizi çalışma yapıldığını anlattı. 

Akdoğan, Reşadiye olayı oldu, Oslo süreci yaşandı, Silvan saldırısı oldu. Ne zaman çözüme yaklaşılsa umutlar yeşerse bir provokatif hadise meydana geldi ve süreçler akamete uğradı ama bir şekilde çözüm iradesi devam etti dedi. 

Sorunların çözümü için geçmişten bu yana birtakım yöntemlerin denendiğini, hükümetin de çok boyutlu ve farklı yöntemleri de devreye katarak meseleyi çözmeye çalıştığını aktaran Akdoğan, bu sorunlar çözülmesin denemeyeceğini, meselelerin kendi haline bırakılamayacağını kaydetti. Akdoğan, bu meseleleri nasıl çözebiliriz diye başlatılan süreçlerin provoke edildiğini, akamete uğradığını söyledi. 

Süreci zehirleyen hadiseler.

Demokratik açılımdan bu yana, bakıldığında, meselenin demokratik reformlar ve terörün son bulması şeklinde iki boyutu bulunduğunu söyleyen Akdoğan, şöyle devam etti: 

Terörün son bulması, örgütün bir şekilde silahı bırakmasıydı. Çözüm Süreci'nde bu kısım elbette daha ön planda ve devam eden görüşmelerle bu hedefe doğru yol yürünürken son yaşadığımız hadiseler, 6-8 Ekim olayları, şehirlerin savaş alanına çevrilmesi, yakılması, yıkılması, şiddet, vandalizm ve bunun öncesinde süreci zehirleyen birtakım hadiseler. Haraç alma, adam kaçırma, yol kesme gibi asayiş ve şiddet olayları. Bunlar süreci zaten kırılgan hale getiren konulardı. Üzerine bir de Kobani bahanesiyle yapılan hadiseler çıkınca bir tirbülans yaşandı.

Kobani bahanesiyle ciddi hadiseler yaşandığını, gelinen noktada bir durum değerlendirmesi yapmak gerektiğini, bunun da yapıldığını ifade eden Akdoğan, Ama Çözüm Süreci'ni başlatan hükümet, hükümetin kararlılığı, sorun çözme konusundaki iradesi ve bu irade, kararlılık varolmaya devam ediyor" diye konuştu.

Bu olaylar sonrasında kamu güvenliği ve düzeni konusunda ilave birtakım tedbirler alınması gerektiğinin ortaya çıktığını anlatan Akdoğan, bu konularda adım atılması için vatandaşlardan talepler geldiğini de söyledi. 

Acziyet görüntüsü oluşmamalı

Bölge halkının devletten kamu düzeni ve güvenliği talep ettiğini aktaran Akdoğan, Bölgeden gelen milletvekilleri, oda başkanları, STK'lar, medya, görüşmediğimiz neredeyse kimse kalmadı. Hepsinin ortak talebi devlet burada kamu düzeni ve güvenliğini daha fazla sağlamalıdır. Burada bir acziyet görüntüsü oluşmamalıdır. Bölge halkının böyle bir talepte bulunması önemli bir durumdur" değerlendirmesinde bulundu.

Güneydoğu'da devlet acziyet içinde gibi bir görüntü mü var? PKK yol kesiyor, yerel mahkemeler kuruyor, haraç alıyor gibi iddialar iddia olmanın çok ötesinde ve buna acilen buna son verilmesi mi gerekiyor" sorusuna karşılık Akdoğan, 6-8 Ekim olaylarında esnafın iş yerlerinin yakıldığını, 40 kişinini hayatını kaybettiğini, toplumsal bir gerilim yaşandığını hatırlattı. 

Yalçın Akdoğan, Şöyle bir kanı yanlış: Çözüm Süreci var diye devlet bölgeden tamamen çekildi. Tedbirleri bıraktı' Bu yanlış bir durum. Ama süreci istismar eden birtakım yapıların olduğunu gördük. Terör örgütünün özellikle alan kazanmak için otorite tesis etmek için süreci de suistimal ederek birtakım eylemlerin içerisine girdiğini gördük diye konuştu.

Bölge halkının talebinin haklı olduğunu, bunun gereğinin yapılacağını kaydeden Akdoğan, şunları belirtti: 

Biz Kürtlere kimsenin zulmetmesine izin vermeyiz, Kürtleri ezdirmeyiz. Tek bir vatandaşımızın bile kılına zarar gelmesini istemeyiz. Bu çerçevede hangi tedbiri almak gerekiyorsa devlet olmanın gereği burada kamu düzenini ve güvenliğini daha da geliştirmektir. Bunun için birtakım adımlar atılacaktır. Bölgede artık zulmeden kimdir. Eğer bir güvenlik talebi varsa ortada bu halka zulmeden birileri de var. Bu farkındalığın oluşması önemli. Bir tarafta, hizmet eden, yatırım yapan, hak veren, insanları kucaklayan bir devlet mekanizması var, geçmiştekinin tam aksine, öbür tarafta zulmeden, yol kesen, haraç alan, iş makinasını yakan, hizmet götürülmesini engellemeye çalışan bir örgüt var. Bu noktada bir psikolojik kırılma yaşandığını düşünüyorum. Bu konuda da her türlü tedbir alınmak durumundadır. Çözüm Süreci'nde bundan sonra kamu düzeni ve güvenliği konusu daha büyük hassasiyetle gözetilmesi gereken parametre olarak sürece girmiştir ve böyle devam edecektir.

Çözüm Süreci'nin bundan sonra nasıl yürütüleceğinin sorulması üzerine Akdoğan, süreci başlatan ve sorunu çözmeye çalışanının da kendileri olduğunu, bu konudaki iradelerinin devam edeceğini vurguladı. Yalçın Akdoğan, şunları kaydetti: 

Ama elbette bu süreçler akşamdan sabaha bitecek süreçler değil. Çok kolay süreçler de değil. Biz bu sürece başlarken, bütün bu sıkıntıların, komplikasyonların yaşanabileceğini elbette hesaba katmak gerekir. Daha önce birtakım süreçler yaşadık ve sabote edildik, birtakım hadiseler meydana geldi. Bizim dışımızda çıkan olaylar olabiliyor, bölgesel birtakım konular olabiliyor, yeni parametreler sürece girebiliyor veya birtakım mihraklar süreci karıştırmak isteyebiliyor, genel siyasi gelişmelere paralel olarak. Bu çerçevede bunlar elbette bundan sonra da olabilir. Sabırlı olmak gerekir. Ama burada çözüm iradesi ve kararlılığı önemlidir. Ama bunu yaparken bir şeyleri feda edelim, kurban verelim, acziyet sergilensin, böyle bir yaklaşım kesinlikle söz konusu olamaz.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Sırrı Süreyya Önder'in, 'eğer süreç ilerlemezse darbe mekaniği devreye girer ve bir tasfiye süreci yaşanır' şeklinde, sizin 'dış mihraklar' değerlendirmenize ve 'süreç hep olumluya evrildiğinde bir görünmez el' referansınıza katkı veren bir değerlendermesi oldu. Siz de böyle bir değerledirme yapıyor musunuz" sorusu üzerine, konuyu hep görünmez bir ele atfetmenin, komplocu davranmanın, yabancı unsurlara bağlmanın çok doğru olmayacağını dile getirdi.

Aktörler belli

Zaman zaman başka dinamiklerin de devreye girebileceğini kaydeden Akdoğan, şunları söyledi: 

Reşadiye, Silvan saldırısını kim yaptı, örgüt yaptı. Birtakım hadiseler olduğunda, toplumsal tepki meydana getiren birtakım cinayetlerde vesaire örgüt üstlenmiyor, 'diğer unsurlar yaptı' diyor veya başka bir örgüt ismi uyduruluyor. Ama bu olayların içerisinde, o dönemde özellikle örgütün bilinçli bir strateji olarak ayak dirediğini gördük, özellikle Silvan saldırısından sonra. Yani 'biz devrimci halk savaşıyla istediğimize ulaşabiliriz' diye yeni bir stratejiyi devreye koyduğunu, Kandil'in o dönemde ciddi şekilde sabote ettiğini düşünüyordum. Bu gelişmeler, dış dinamikler, bölgesel birtakım gelişmeler vesairenin de birtakım şeyleri tetiklediğini söyleyebiliriz. Bu çerçevede bazı dış kaynaklı manüpilasyonlar olduğu söylenebilir ama neticede aktörler bellidir.

Sürecin aktörlerinin kim olduğunun, görüşmelerin kimlerle devam ettiğinin sorulması üzerine de Akdoğan, demokratik açılım sürecinin bir ayağının demokratikleşme olduğuna vurgu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

Bölgede gelişmelere baktığımızda burada herkes muhataptır ve paydaştır. Yani bölgedeki bütün STK'lar, kim varsa kanaat önderleri, siyasi partiler, bütün bunlar sürecin paydaşıdır ve muhatabıdır. Her bir insanımız burada muhataptır. Ama bir örgütün silah bırakmasından söz ediliyorsa o zaman neticede o örgüt devrededir. Devam eden görüşme trafiği de bunun içerisinde HDP var, İmralıyla görüşmeler var vesaire. Bunun ayrı bir sistematiği var ve bu yürüyordu. 

Ama gelinen noktada gördük ki Kobani olaylarıyla burada bir ayak direme durumu var. Yani anlaşılmış bir konu var, bir nihai çözüme ulaşma, nihai sonuca ulaşma konusunda hükümetin bir kararlılığı var. Ama bir yanda Kobani bahanesiyle bir türbülans oluşturuldu. Hükümet bu noktada 6-8 Ekim tarihinden önce durduğu yerde durmaktadır. 

Olaylardan herkes ders çıkarmalıdır

Akdoğan, olaylardan herkesin ders çıkarması gerektiğine işaret ederek Büyük yanlışlıklar yapılmıştır. Bir güven sarsılması olmuştur. Yani samimiyet sorgunlanmıştır açıkçası. Ama hükümet durduğu yerde durmaktadır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır dedi.

Bu noktada genelde hükümet şunu yapsın, bunu yapsın sözlerinin bulunduğunu dile getiren Akdoğan, Peki siz ne yapacaksınız? İşte birinci öncelik burada. Bu asayiş ve şiddet olaylarına tamamen son verilmesidir. Bölgede terör estirilmemesidir. Bu konuda yapmaları gereken 6-8 Ekim olaylarından önce de buydu öncelikli gündem maddesi, bugün de budur. Bunu yapmaları gerekir ve burada onlar yapar veya yapmaz devlet kararlıdır. Kamu düzeni ve güvenliği sağlanacaktır ama burada bu olayları devam ettirmeleri 'ben süreç istemiyorum' anlamına gelir. 'Süreç bitsin' çabası olarak algılanır diye konuştu. 

Siz hükümet olarak 6 Ekim öncesindeki noktada durduğunuzu ve Çözüm Süreci'ni devam ettireceğinizi ifade ediyorsunuz. HDP heyeti ile de görüşüyorsunuz. Onlarla son görüşmelerinizde onların durumunu da nasıl görüyorsunuz sorusu yöneltilen Akdoğan, olayların ardından HDP heyeti ile bir görüşmesinin söz konusu olmadığını bildirdi. 

Burada yeniden görüşmeyi gerektirecek bir şey var mı? Yani bizimle veya onların İmralı ile görüşmesini gerektirecek yeni bir durum var mı diye soran Akdoğan, sözlerine şöyle devam etti: 

Yani daha önce söylenenler bellidir. Gelinen nokta bellidir. Herkes üzerine düşeni yapacak. Siz bu olayları durduracaksınız. Şehir merkezlerinde yol kesme, birtakım olaylar, hadiseler sanki o şehirler düşmüş gibi kimsenin görmediği bir sokakta ellerine alıyorlar bayrakları yüzlerini kapatıp bir cep telefonuyla çekip sanki o şehir işgal altında... Nedir bu? Bu kabul edilebilir bir durum mudur? Bu provokasyonlara son verilmesi gerekiyor. Bunlar Çözüm Süreci'nin ruhuyla bağdaşır şeyler değildir ve bu konuda herkesin üzerine düşmesi yapması gerekiyor ve top o tarafta duruyor. Bunu yapacaklar.

Hep hükümet borçlu. Arkadaş peki siz ne yapacaksınız?

Yalçın Akdoğan, Bu adımlar atılmadığı sürece yeni görüşmeye ihtiyaç yok mu kısacası sorusuna şu yanıtı verdi: 

Öcalan'ın daha önceki söylediklerini yaptılar mı? Yani Öcalanla konuşulan konulardan biri de buydu. Kendileri de biliyor. Yani bu olaylara son verilecekti. Verdiler mi? Daha önceki hangi talimatını yaptılar? Yani Türkiye'yi terk etme, o zamana kadar gidelim, geçen yıl mayıs ayına kadar gidelim. O süreçten sonra ne yaptılar? Hangi adımı attılar? Yani hükümet burada gereken yasayı çıkardı. Bakanlar Kurulu'nun kararını aldı. Bu konuda yapılması gereken tarihi nitelikteki adımı attı. Onlar ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Böyle bir sahtekarlık olmaz. Herkes üzerine düşeni yapacak. Orada o olaylar devam ettiği sürece, yol kesildiği, haraç alındığı, bölge insanına zulmedildiği sürece, birileri sokaklarda bu tür provokasyonlar yaptığı sürece bu sürece zarar veren bir şeydir ve 'ben bunu istemiyorum' anlamına gelir. Bunlara son verilmesi gerekir. Bizim söylediğimiz budur.

Hep söylediğim gibi bu süreçte biz iyi niyetli olarak kararlı bir irade ortaya koymuş durumdayız ve gerekenleri yapıyoruz. Ama hep hükümetten beklemek... Şimdi bakın saydıkları şeylere. Hep hükümet borçlu. Arkadaş peki siz ne yapacaksınız? Siz kendi yapacaklarınızı bir söyleyin. Hangisini yaptınız? Bu yüzden baskıyı birazcık da öbür tarafa kurmak gerekir diye düşünüyorum.

Psikolojik kırılma isteniyor

Yalçın Akdoğan, bölgede son olaylardan sonra ciddi bir psikolojik kırılma meydana getirilmek istendiğini bildirdi. Bir göç eğilimi köpürtülüyor" ifadesini kullanan Akdoğan, şöyle devam etti:

Yani 'sanki biz artık burada yaşayamayız, burada işte ciddi olaylar var. Bizi burada barındırmazlar' gibi bunu pompalamaya başladılar. Normalde bunun adı etnik temizlik olurdu. Ama burada kaçırılmaya çalışılanlar Kürt olduğu için bir sosyopolitik temizlik çabasıdır bu. Yani dönüştüremedikleri Kürtleri bölgeden nasıl kaçırırız, tutunma duygusunu nasıl ortadan kaldırırız? Yani 'biz artık buralarda barınamayız' duygusunu nasıl ortadan kaldırırız? Yani kendinden olmayanlar, iş adamı, STK, parti gibi bakın hedef alınan yerlere. Parti binaları, kendilerine yakın görmedikleri iş adamlarının dükkanları. Kendilerine yakın görmedikleri STK'lar, farklı cemaatler.

Dönüştüremedikleri Kürtleri, kendilerine destek olmayan Kürtleri nasıl buradan kaçırıp türdeş bir topluluk meydana getirebiliriz? Nasıl her şeyi kontrolümüz altına alabiliriz? Şu anda böyle bir eğilim yok ama bölgede bunu bir şekilde pompaladıklarını görüyoruz. Bu son derece yanlış bir şeydir. Biz burada Kürtleri kimseye ezdirmeyiz ve her bir vatandaşımızın hakkını hukukunu koruruz, onların yanında yer alırız.

Ben burada doğrudan Öcalan etkisi olduğunu düşünüyorum

Akdoğan, böyle bir tabloda görüşmelerin nasıl yapıldığının" sorulması üzerine de ortada bir örgütün bulunduğuna işaret ederek Elinde silah olan, sağa sola saldıran, birçok olaylara karışmış bir örgüt var. Bu yüzden bu işin çok kolay olmadığı belli dedi. 

Öcalan'ı mı dinlemiyorlar acaba? sözleri üzerine de Akdoğan, şunları kaydetti:

Tabii bunu da ayrıca konuşmak lazım. Yani Kandil, İmralı, HDP bunların arasındaki çekişmeler var mı yok mu? Kimin dediği oluyor. Kim kimi boşa düşürmeye çalışıyor? Geçenlerde bir programda yani sordular: 'Öcalan hep boşa düşmemek için Kandil bir şey yapıyor, Öcalan da bunların peşine takılıyor, mecburen bir açıklama yapmak zorunda kalıyor.' 

Zaman zaman Öcalan öyle yapıyor olabilir ama ben burada doğrudan Öcalan etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani bu olayların bu noktaya gelmesinde. İşte '15 Ekim tarihini zikretmesi, Kobani üzerinden direniş  çağrısı yapması, bu olayları bu tetiklemiştir' dedim. Kıyameti kopardılar. Bunun tersi 'etkisiz elemandır' diye bakmak. Yani Öcalan'ı bir şekilde sanki bir hakaretamiz bir yaklaşım gibi görüyorlar. Oysa onlar da biliyor durumun ne olduğunu, bu eylemlerin nasıl çıktığını, kimin kimi nasıl yönlendirdiğini... Bu yüzden ben şöyle düşünüyorum: Bu tür durumlarda Öcalan'ın 'yani birtakım hadiseler olsun...' Bunu bir dayatma bir baskı aracı olarak kullandığını geçmişte çok gördük. Yani 'hiçbir şey olmazsa ben çok fazla kaale alınmam. Biraz bir şeyler olsun da biraz elim güçlü olsun' gibi yaklaşımlar içine girdiğini gördük. Zaman zaman Kandil'in birtakım farklı yaklaşımlar içine girebildiğini de gördük. Ama burada kontrolden çıkan başka bir durum var. 

Bundan sonra baktı ki HDP'liler çıkmaz bir sokağa girdiler, duvara çarpıp duruyorlar. Onları kurtarmak için bir mektupla onları oradan çıkarmaya çalıştı diye ben düşünüyorum. Ama bu vandalizm, şiddet... Bunun ben çok kendi kendine kontrol dışı bir şey olduğunu da düşünmüyorum. Biraz önce söylediğim yani belli kesimleri bölgeden kaçırma, böyle bir psikolojik iklim oluşturma çabasıyla özellikle bu olayların birtakım kişilere veya kesimlere yöneldiğini de düşünüyorum.

 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Halep’te İnsanlık Ölmesin" kampanyası başlatıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
İngiltere ve Galler'de 300'den fazla polise cinsel istismar suçlaması

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu