HDP İstanbul Milletvekili Önder

HDP İstanbul Milletvekili Önder


HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Biz, barış süreci için üzerimize ne düşüyorsa fazlasıyla yaptık, fazlasıyla da yapmaya hazır olduğumuzu bütün açık yürekliliğimizle, bütün dünya kamuoyuna ilan ediyoruz dedi.

Önder, HDP Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ve Pervin Buldan ile TBMM'de basın toplantısı düzenledi. 

İmralı'ya giden heyet olarak zorunlu bir durum olmadıkça sürece gösterdikleri saygı gereği açıklama yapmadıklarını belirten Önder, ancak hükümet ve hükümete yönelik çevrelerce adeta siyasi bir linç kampanyasına dönüştürülen algı operasyonları nedeniyle durdukları noktayı açıklamanın farz olduğunu söyledi.  

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun HDP'ye yönelik açıklamalarını hatırlatan ve bir parti gibi davranırsa muhataplığımız devam eder dediğini ifade eden Önder, bunun kabul edilebilir bir dil olmadığını kaydetti. Önder, "Bu dili ve buna benzeyen yaklaşımların hepsini reddettiğimizi söyleyerek başlamak gerekiyor. HDP'nin ve bu kulvarda siyaset yapan bütün kurumlarımızın ve siyasi temsiliyetlerimizin neye benzediğini, benzeyeceğini, ne olursa nasıl olacağını belirlemek kimsenin haddi ve hakkı değildir. Bunu Sayın Davutoğlu'na aynen böyle iade ederek başlamak istiyorum. Bu hareket kimseden nizamat alarak siyaset yapacak bir hareket değildir. Kimse bize diz çöktürme hevesine kapılmasın diye konuştu. 

Kobani'deki gelişmelere ve yaşanacak tehlikelere 2 yıl öncesinden dikkat çekmeye çalıştıklarını, ancak uyarılarının dikkate alınmadığını savunan Önder, dayanışma için sınıra gidenlere güvenlik güçlerinin yaklaşımını eleştirdi. Hükümetin askeri ve polisi ile dayanışmaya gidenlere müdahale etmesinin oraya gidenlerin kafasında Burada bir şeyler dönüyor. Görmemiz istenmeyen bir tezgah var" duygusuna kapıldığını ileri süren Önder, Kobina söz konusu olunca hükümet orada inisiyatif yitirdi. İnisiyatifi tamamen güvenlik güçlerine bıraktı dedi. HDP olarak ortaklaşmadan yana bir tavır sergilediklerini belirten Önder, 1 Kasım'da gerçekleştirilen Kobani'ye destek yürüyüşlerinin olaysız gerçekleştirilmesinin altını çizdi. 1 Kasım'da provokasyonların yaşanmadığına dikkati çeken Önder, Hükümet ya da derin güçler hiçbir provokasyona ortam bulamadılar. Devlet yoktu, gördük ki devlet olmayınca provokasyon da olmuyormuş ifadesini kullandı. 

Anayasa Mahkemesi misin? Nereden karar verdiniz bizim parti gibi davranmadığımıza?

Kritik bir eşikte alabildiğine dikkatli olmaya çalıştıklarını vurgulayan Önder, ancak Davutoğlu'nun partilerine yönelik sözlerinin aynı hassasiyetleri taşımadığını öne sürdü. Önder, Sen Anayasa Mahkemesi misin? Nereden karar verdiniz bizim parti gibi davranmadığımıza? Siz şirket gibi parti yönettiğiniz için olabilir mi, bizim parti gibi davranmamıza akıl sır erdiremediğiniz? diye sordu.  

Eski ezberlere dönme konusundaki istekliliğin kendilerinde hayal kırıklığına yol açtığını belirten Önder, çözüm süreci ne zaman bir yola girse derin güçlerin provokasyonlara yöneldiğini, Bingöl'de yaşanan olayın da buna örnek olduğunu söyledi. Önder, Buradan çağrı yapıyoruz hayatını kaybeden polis memurlarının bedenlerinden çıkan mermilerle, sizin orada öldürdüğünüz insanların bedenlerinden çıkan mermilerin balistiğini halka açıklar mısınız? Niye yayın yasağı konulur bir olaya? diye konuştu. 

HDP Grubu olarak TBMM Başkanlığı'na Kobani protestoları sırasında yaşanan olaylara ilişkin araştırma önergesi verdiklerini hatırlatan Önder, "Kobani olaylarını araştıralım, barışın kilidi orada yatıyor. Nasıl başlamış, hangi aymazlıklar sonucu buraya gelmiş? Hep birlikte öğrenelim. Varsa sorumluluğumuz biz bu sorumluluğu kabul etmeye herkesten hazırız. Ama en başta hükümet şahittir ki biz bu konuda sorumluluğumuzu üzerimize düşenden kat be kat fazla göstermeye çalıştık" değerlendirmesinde bulundu. 

Barış süreci gerçekleşirse, ancak o şartla kamu düzeni dediğimiz şey gerçekleşir.

Hükümetten, kamu düzeni sağlanmazsa sürecin yürümeyeceği yönünde açıklamalar geldiğini hatırlatan Önder, Sayın Davutoğlu'nun akademisyen kimliği var, şu kadarını idrak edemiyor mu? Kamu düzeni dediğin basit bir asayiş sorunu değildir. Tam da barış süreci gerçekleşirse, ancak o şartla kamu düzeni dediğimiz şey gerçekleşir" dedi. 

Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

Biz siyasi irade olarak, partimiz, dostlarımız, bileşenlerimiz, Türkiye halklarının barışa dönük iradesinin en billurlaşmış hali olarak biz, barış süreci için üzerimize ne düşüyorsa fazlasıyla yaptık, fazlasıyla da yapmaya hazır olduğumuzu bütün açık yürekliliğimizle, bütün dünya kamuoyuna ilan ediyoruz. Bunu şeffaf bir zeminde, spekülasyonlara dayalı algı oluşturma operasyonlarına tenezzül etmeden, barışla yan yana durmayacak bir dil ve üsluptan uzak durarak, bunu bütün dünya kamuoyunun önünde ve nezaretinde yapmaya hazırız.  Barış meselesini, ülkede yeni bir seçim atmosferine girerken, bu tür tezviratlara kurban etmeye başta hükümet, hiç kimsenin hakkı yoktur. 2 senelik bir emekle ortaya getirdiğimiz, zar zor çerçevesini çizdiğimiz bir diyalog aşaması var. Bu çok kıymetlidir. Buradaki sıkıntıların bir çoğu da bu devletin bir müzakere hafızasının olmayışından kaynaklanmaktadır. Bugüne kadar hep savaşla, imha ile toplumsal meselelere yaklaşmış. İlk defa müzakere temelli yaklaştığı zaman en ufak bir sürüncemede eski ezberlere dönülmesidir bunun sebebi. Buna gerek de yok. Bunun maliyeti bize çıkaracağı toplumsal fatura hiçbirimizin altından kalkacağı fatura olamaz.

Sürece hepimiz, başta hükümet, insanlık adına, hem mecburuz, hem mahkumuz

Süreçte tehdit diliyle bir yere varılamayacağını belirten Önder, çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.

Önder, şöyle devam etti:

Hükümetin unutmayacağı şeylerden en önemlisini, en sona bıraktım; Sayın Öcalan'a saygısızlık etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin bir daha. Sayın Arınç, 'en çok da İmralı bu sürecin altında kalır' derken biz bu tehdit dilinin nerelere varacağını bilmeyecek kadar cahil değiliz. Bir daha şunu ne akıllarına ne de dillerine almamalarını öneriyoruz; bu bir tehdit değildir, tespittir. Çünkü onlar Sayın Öcalan'ın ciddiyetini, barışa dönük kararlılığını en iyi ve en yakından bilen insanlar. Sizin bu tarz zikzaklı yaklaşımlarınız veya kendi içinizdeki iç meseleler, hakimiyet meselelerinizi Kürt sorununun üzerine ihraç etme acizliğiniz Sayın Öcalan'ın üzerinde de bu barış iradesine dönük tutumları ve politikası ve kararlılığında da sizin gayri ciddi ve laubali bir muhatap olduğunuz intibaını uyandırmaktadır.

Eğer barışı istiyorsak, ülkemizi uluslararası güçlerin at koşturduğu bir çıkar savaşının içine atmak istemiyorsak süratle tekrar barış diline dönmeye mecburuz hepimiz. 'Sürece mahkum ve mecbur değiliz' sözünün hiç edilmemiş olmasını dilerdik. Sürece hepimiz, başta hükümet, insanlık adına, hem mecburuz, hem mahkumuz.

Çözüm süreci devam ediyor. Her koşulda da devam edecek

Önder barış sürecinin en tılsımlı sözcüğü ve sloganın birlikte yapmak olması gerektiğini söyledi. Hükümete hiçbir şarta bağlı kalmadan çağrı yaptıklarını ifade eden Önder, "Sayın Öcalan ile belli bir mutabakat sağlandı. Ve bizimle son görüşmede bunu paylaştı. Bunun gereklerini kayıtsız şartsız yerine getirmeye davet ediyoruz. Bu, üçüncü bir göz olarak izleme heyetinin oluşması, müzakere heyetinin oluşması, sekreteryanın oluşması, çalışma koşullarının düzenlenmesi, görüşmelerin şarta bağlı olmaktan çıkarılıp, halkın doğrudan denetimine bırakılması. Şart olarak değil, hükümetle sayın Öcalan'ın vardığı mutabakat olarak tekrar hatırlatıyoruz diye konuştu.

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Önder, çözüm sürecinin ne aşamada olduğuna ilişkin soru üzerine, Çözüm süreci devam ediyor. Her koşulda da devam edecek. Türkiye halkları bu çözüme inandı ve güvendi" dedi. Çözüm sürecine ilişkin çerçeve yasası ve buna bağlı yönetmeliklerde bugüne kadar olan sürecin diyalog aşaması, bundan sonrasının ise müzakere aşaması olarak tanımlandığını bu tanımlamaların mutabakatla belirlendiğini aktaran Önder, "Şu anda müzakere aşamasının eşiğinde bekliyoruz. Atla deve değil. Hükümetin sağlam bir demokratik siyasi irade ve cesaret göstermesiyle süreç bu tıkanıklığı süratle aşabilir değerlendirmesinde bulundu. 

Önder, bir başka soruyu yanıtlarken de sürece ilişkin üçüncü göz mekanizmasının uluslararası kapsamlı olmasına karşı kapıları kapatmadıklarını belirterek, Bu uygun olabilir ama Sayın Öcalan'ın böyle bir ısrarı yok. Daha çok masayı kalabalıklaştırmaktansa kendi insanlarımızın denetiminde, nezaretinde üçüncü göz olacaksa da bu ülkenin ortak değerlerini temsil eden herkesin güvenebileceği insanların nezaretinde olmasını daha çok tercih ettiğini söyleyebilirim. Ama hükümetten yana böyle bir şey gelirse bunu da değerlendiririz dedi.

Devlet ile Abdullah Öcalan arasındaki görüşmelerin devam edip etmediğine ilişkin bir bilginiz var mı? sorusuna da Önder, Görüşmeler sanıyorum devam ediyor karşılığını verdi. 

Kendilerinin de görüşme iradesinde olduğunun geçen haftadan bu yana hükümet tarafından bilindiğini söyleyen Önder, sürecin ilerlemesi için bu görüşmenin bir an önce gerçekleşmesi gerektiğini savundu. 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu