Biz hür ve bağımsız bir ülkeyiz

Biz hür ve bağımsız bir ülkeyiz


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biz Sevr Anlaşmasını yırtıp atmış, manda ve himayeyi elinin tersiyle itmiş hür ve bağımsız bir ülkeyiz dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eğitim, sağlık, adalet ve emniyet alanlarında kararlı adımlar attıklarını, bu 4 alanda Türkiye'yi çok farklı yerlere ulaştırdıkları belirtti.

Erdoğan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nin akademik yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, Bezmialem Valide Sultan'ı rahmet ve minnetle yad ederek, mekanının cennet olması için dua ettiğini söyledi.

Bu vakıf ve hastanenin 171 yıl önce kurulduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

Bu vakıf ve hastane tam da Valide Sultan hazretlerinin arzu ettiği gibi Osmanlı coğrafyasının her köşesinden hastalara şifa dağıtmanın gayreti içinde oldu. Başta Valide Sultan olmak üzere emeği geçenlere çok hayır duası kazandırdı. 2010 yılında burada bir üniversite kurulmasını temin ettik. Bu aslında geçmişte bazı hocalarımızın da çok büyük arzusuydu. Özellikle rahmetli Asaf hocamız bunu çok çok arzu ederdi, hamd olsun bu gerçekleşmiş oldu ve vakfa ayrı bir boyut kazandırdı. Şu anda sadece hastanesiyle değil, seçkin akademik kadrosuyla, yetiştirmekte olduğu donanımlı öğrencileriyle Bezmialem Vakıf Üniversitesi, hem özüyle buluştu hem de dünya ölçeğinde, az önce de dinlediğimiz gibi bir üniversite konumuna geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vakıflar Genel Müdürlüğünün başkan ve mütevelli heyeti ile rektörü de tebrik ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu büyük eğitim kurumunun oluşumunda emeği geçen herkese şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Bezmialem Vakıf Üniversitesinin tıp, diş hekimliği, eczacılık ve sağlık bilimleri fakülteleriyle sadece sağlık alanında değil, çok değişik alanlarda faaliyet gösteriyor olmasını çok çok önemsediğimi de burada özellikle vurgulamak isterim. Bunun elbette dezavantajları var ancak avantajlarının daha fazla olduğunu ve olacağını düşünüyorum. Daha 5 yıllık bir üniversite olmasına rağmen Bezmialem Üniversitesi hem 171 yıllık hastane tecrübesini alarak hem de tek bir alana yoğunlaşarak farkını ortaya koymaya başladı. Tabii bu yıl 2 bini aşkın öğrencisiyle az önce de müjdesini aldığımız gibi, inşallah önümüzdeki yıl ilave bin öğrencisiyle 3 bine ulaşacak bir yapıyla - ki atılabilecek bazı adımlar benim de şu anda hayal ve umut dünyamda olan bazı hayaller var- inşallah Bezmialem'in çok kısa bir zamanda dev bir kampüse ulaşmasıyla çok çok farklı bir üniversite haline gelmesi, uluslararası camiada çok daha etkin bir hale gelmesi inanıyorum ki bizim vakıf medeniyetimizin de yayılması açısından çok şeyler ifade edecektir.

Valide Sultan'ın vakıfnamesine uygun şekilde

Bu sayede tıp alanında çok değerli araştırmalar yapılacağına inandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ayrıca dünya ölçeğinde saygın, bilinen, tanınan bilim adamlarımız buradan yetişecektir. Tabii gelir noktasında, bu kaynaklar noktasında sıkıntılar yok değil, var. Biraz sonra Vakıflar Genel Müdürümüzle birlikte aynı şekilde mütevelli başkanı rektörümüz oturup bir değerlendirme de yapacağız. Şimdi bizim vakıf medeniyetimizde malum gelirlere baktığınız zaman bir hayrat, bir akar görürsünüz aynı şeyin burası için de olması çok çok önemli. Yani bir taraftan akar bir taraftan hayrat bunların gelmesi, az önce Ahmet beyin ifade ettiği gibi Valide Sultan'ın özellikle tavsiyesi, onun vakıfnamesine uygun bir şekilde yaşam zeminini de bize hazırlamış olacaktır.

3 Kasım tarihinin önemi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 Kasım'ın kendisi için çok farklı bir anlamı bulunduğunu, 12 yıl önce o zaman genel başkanı olduğu siyasi partinin, ilk seçimlerine girip, milletten aldığı yetkiyle tek başına iktidar görevini üstlendiğini hatırlattı.

Önce genel başkan olarak ardından hem genel başkan hem başbakan olarak 12 yıl boyunca başkanlığını yaptığı hükümetler için 4 öncelik belirlediklerini anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

Eğitim, sağlık, adalet, emniyet... Bu alanlarda kararlı adımlar attık, hamd olsun sürekli ilerledik ve büyüme noktasında verdiğimiz sözler tek tek yerine gelmeye başladı. Bu sözümüzün arkasında durarak, bu 4 alanda Türkiye'yi gerçekten çok farklı yerlere ulaştırdık. Eğitimde Türkiye çok köklü bir değişim yaşadı. İyinin dostu malum... Düşmanı iyidir, o da malum... Şimdi biz daha iyiyi tabii ki yapmamız lazım. Eksiklerimiz şüphesiz ki fazla fakat kimse tabii 12 yıl öncesini düşünmüyor. Şimdi bugüne bakıyor bugüne bakarak, şu eksik, bu eksik başlıyor saymaya. Ben tabii Vakıf Gureba Hastanesi'nin öğrencilik yıllarımdaki halini çok iyi bilirim. Ama biliyorum ki bugünün nesli o hali bilmez. Nereden nereye geldik. Bunu kıyasladığımız zaman yarınların çok daha iyi olacağını görüyorum. Allah'ın izniyle bu başarılacak.

Şu an itibarıyla 250 bin dersliğe ulaştık

Erdoğan, Türkiye'nin her yerinde yeni okullar açtıklarını belirterek, Şu an itibarıyla 250 bin dersliğe ulaştık. Toplamda değil 250 derslik, 12 yılda bizim gerçekleştirdiğimiz bunlar. Eğitim imkanını fiziken ulaşılamaz olmaktan çıkardık dedi. 

Anadolu'nun birçok yerlerinde 110 kişilik sınıflar bulunduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

Ben şahsen İstanbul İmam Hatip Okulu'nda, Fatih'te 75 kişilik sınıfta okudum. Bizim sınıfta 75 öğrenciydik ama şimdi öğrenci sayılarımız hamd olsun 30'a kadar, hatta bazı yerlerde 15'e 20'ye düşmüş vaziyette, buralara geldi. Maddi sıkıntıları eğitimin önünde bir engel olmaktan çıkartmak için de önemli adımlarımız oldu. Burs ve yurt imkanlarını artırdık. Artık Kredi Yurtlar Kurumuna müracaat edildiği zaman geri döndürmek yok. Ya kredi alır ya burs alır. Tabii ki krediler bursa göre daha fazla. Bunları şu anda veriyoruz geri döndürmek diye bir şey yok, burada kesin kararlılığımız var. Çocuklarını okutan ailelere maddi destekler sağladık.

Bezmialem Valide Sultan'ın rüyası

Erdoğan, 12 yıl önce göreve geldiklerinde Türkiye genelinde 76 üniversite olduğunu belirterek, şu anda üniversite olmayan il kalmadığını söyledi.

Bunun eleştiri konusu da olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

Akademisyeniniz var mı? dediler. Açıyorsunuz bu okulları ama hoca yok dediler. Dedik ki; O da olacak. Saygıdeğer hocalarımız bunun hesabını bize sormayacaklar. Bunun hesabını, kusura bakmasın, kendilerine soracaklar. Çünkü onlar yetiştirecek ve onları biz de bu okullarımızda istihdam edeceğiz. Dayanışma içerisinde bunu halledeceğiz. Ama biz şimdiden, süratle zemini, fiziki imkanları hazırlıyoruz. Ama üniversitelerimiz bir yarışın içerisinde olmalı. Bu kardeşinizin en önemli derdi şuydu. Tıpta bizim açığımız var mı? Var. Özellikle hoca açığımız var mı? Var. O zaman gelin Türkiye'de olmayan bir şeyi yapalım. Nedir? Sağlık bilimleri üniversitelerini kuralım. Bizden önce böyle bir şey var mıydı? Yoktu. İşte hamd olsun sağlık bilimleri üniversitesinin adımlarını attık.

Erdoğan, bu yönde ilk adımın Bezmialem Vakıf Üniversitesinde atıldığını belirterek, şunları kaydetti:

Dedik ki Bezmialem Üniversitesi bizim ilk sağlık bilimleri alanındaki üniversitemiz olsun. Bu üniversiteyi attıktan sonra şimdi yeni yeni neler başladı? Sağlık bilimleri üniversiteleri kurulmaya başlandı. Özel olarak başlandı, aynı şekilde bunu devlette de yaygınlaştırmaya başladık. Niye? Hakikaten tıpta çok açığımız var. Doktor açığımız çok çok fazla. Bu noktada kariyer yapma noktasında da öyle bir zihniyet var ki ön tıkıyor. Bir gün rektörlerimizle yaptığımız toplantıda dedim ki; 'Şöyle bir adım atalım. Devlet hastanelerinde doktorlar var, uzman doktorlar var, vesaire vesaire. Dedim ki; Sayın hocalarım, yani biz bu doktorlarımıza, bunlar uzman doktorlar ayrı zamanda bunlara doçentlik, profesörlük bu imkanı veremez miyiz? Dediler ki; Veririz. Şu anda zaten pratik olarak bunlar devlet hastanelerinde bunu yapıyorlar. Önünü açalım, bizim doktorlarımız doçent, profesör olma imkanını yakalasın. Bu, onların bu alandaki rekabeti daha da güçlendireceğinin, çok daha fazla öğrenciler yetiştireceğinin işareti olacaktır.

Eğitim araştırma hastanelerinden bu sürecin başlamış olduğunu ifade eden Erdoğan, Neyle? Önce afiliye sistemiyle bu başlamış oldu. Şimdi bu gelişecek dedi.

Eğitim araştırma hastanelerinden bu sürecin başlamış olduğunu ifade eden Erdoğan, Neyle? Önce afiliye sistemiyle bu başlamış oldu. Şimdi bu gelişecek dedi.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bu böylece artacak, artması lazım. Zira zaten doktora, doktor için gerçekleşmiş bir vakadır. Öyleyse bunun önünün açık olması lazım. Bu tıpta önemli bir adım, bunu başarmamız gerekir. Ve Anadolu'nun, Trakya'nın her bir şehrine inşallah kazandırılmış üniversitelerle tıpta yaygın bir şekilde kariyer yapma imkanı da böylece doğacaktır. Şu anda içinde bulunduğumuz bu kurum gibi kısa sürede çok büyük başarı gösteren inşallah büyük sıçrama kaydeden üniversitelerimiz var. Eğitimle birlikte öncelik verdiğimiz bir diğer alan olan sağlıkta bu adımı atmak durumundayız, bunu gerçekleştirmek durumundayız.

Erdoğan, sağlıkta çok büyük bir dönüşümü gerçekleştirdiklerine işaret ederek, şöyle devam etti:

Bakın az önce söylendi ama biraz onun şöyle detayına da gireyim. Bezmialem Valide Sultan'a ilişkin güzel bir hadise anlatılır. Valide Sultan rüyasında kıyamete kadar kendisine 200 kişinin dua ettiğini görür. Rüyayı yorumlatır. Kendisine bir hastane kurması tavsiye edilir. Hemen 200 yataklı olarak vakıf gureba hastanesini kurdurur. Şimdi geliyorum Ahmet beyin az önce ifade ettiğine ve dikkatinizi çekiyorum şöyle bir talimat verilir, 'bir tek soğan bir altına dahi satılsa hastanın iaşesinden kesilmeyecek tedavi devam edecek'. Şimdi Bezmialem Valide Sultan'da kesinlikle hastadan para alınmaması gerekir. Çünkü bu şimdi Bezmialem Valide Sultan'ın hakikaten bir vakıf olarak tavsiyesi. Onun için Adnan bey size de burada önemli bir görev düşüyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak burayı herhangi bir mali noktada para almamak için bu vakıfnameye uygun hareket etmemiz gerekiyor. 171 yıl önce görülen bir rüyanın bugün ulaştığı seviyeyi işte en yakından sizler görüyorsunuz, sizler yaşıyorsunuz. Öyleyse bunu halletmemiz gerekir. Bu millet bunu halleder mi? Halleder. Bu devlet bunu halleder mi? Halleder.

Vakıf anlayışından öte milletin bunu rahatlıkla halledeceğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

Biz bu alandaki adımlarımızı atmaya devam edelim. Bizler de milletimiz de işte böyle sağlık sisteminin hayalini yıllarca kurduk. Bir tek soğan bir altına dahi satılsa hastanın iaşesinden kesilmeyecek, tedavi devam edecek. Bu anlayışın yıllarca özlemini çektik. Şimdi bu üniversitede eğitim gören genç kardeşlerimiz ağırlıkla 18-23 yaş arasındalar. 12 yıl önce 6-11 yaşındaydılar ve muhtemelen sağlık sisteminin nasıl olduğunu hatırlamıyorlar. Ancak buradaki hocalarımız, doktorlarımız, üniversite mensuplarımız o günleri hatırlarlar. Hastaneye en başta ulaşmak çileydi. Bu binalar yok o zaman, arkadaki o tarihi bina var. Bir de orada yabancı isimli bir amfi vardı. Frank amfisiydi, o amfiyi iyi hatırlarım. Oradan girerdik, Allah rahmet etsin Mazhar hocanın olduğu zamanlar filan tedavi olmaya gelirdik, bizler o zaman lise öğrencisiyiz. İmam Hatipten atlar, buraya tedaviye gelirdik. O zamanki hal, şimdiki hal, hamd olsun nereden nerelere geldik.

Eskiden hastaneye ulaşılması durumunda sıranın gelip tedavi olunmasının bir ayrı çile olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle devam ettirdi:

Tedavi masrafları ayrı bir çileydi. Hastayı daha da hasta eden hastanelere sıhhatli gelip hasta dönülen, şifa bulsa bile hastanede geneli konuşuyorum şimdi rehine kalan vatandaşlarımız vardı. Hatırlayın o günleri, ilaç bulabilmek bulunsa bile alabilmek başka bir çileydi. Bir gün geldim çok enteresan doktor bana 5 tane ilaç verdi. O zaman ilacı hastaneden alıyoruz. Uzattım reçeteyi '2 ilaç var' dediler. 3 tanesi yok. Ne yapacağım, 'artık onu da eczaneden alacaksınız' dediler. Ben mazlum mazlum döndüm. Tabii mecburen gidip alamadığımızı eczanelerden almak durumunda kaldık. İşte bunlar bizim hafıza kayıtlarımızda. Ne zaman ki sorumluluk mevkisine geldik 'önce bunu kaldıracağız' dedik. Hamd olsun onları kaldırdık ve tüm eczanelerden vatandaşımızın ilaç almasını sağlayacak sistemi kurduk, oturttuk. Artık bizim vatandaşımız şimdi gidip de 'şu ilacı aldım, bunu alamadım' demiyor. Bütün ilaçlarını rahatlıkla gidip eczanelerden temin edebiliyor.

Batı'nın ve Batı medyasının tavrı

Gezi olayları yaşandığında Batı'nın ve Batı medyasının tavrına dikkati çeken Erdoğan, Kendi topraklarında benzeri olaylar yaşandığında ortaya koydukları tavra bakın. Türkiye'de askere, polise, bekçiye silah doğrultup, katleden kişilerin, gazeteci denilerek nasıl savunulduğuna ve Türkiye'nin bu noktada nasıl eleştirildiğine bakın. Gazze'de 2 ay içinde ölen 16 gazeteci için konulan daha doğrusu hiç konulmayan tavra bakın. 16 gazeteci öldürülüyor, dünya medyasının sesi çıkmıyor. Türkiye'de böyle bir şey olsa dünya medyası ne yapar? Kıyametler koparır. dedi.

Türkiye'de şiddet içeren gösteriler karşısında polisin en küçük ihlalini haftalarca dillerine dolayanların Mısır'da halkın oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanına yapılan darbeye karşı, ardından katledilen binlerce insana karşı tek çift söz söylemediklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

Yakın siyasi tarihimizde bir günde 3 bin, 4 bin insanın katledildiği hiçbir ülke yoktur. Sesleri çıktı mı? Çıkmadı. Niye? Çünkü, Mursi farklı bir insandı. Onların dünyalarının insanı değildi. Fakat onun yerine gelen o darbeyi yapan Sisi, görevliydi. Sıkıntı burada. İstediğimiz kadar demokrasi. Mantık bu. Gençler, demokrasi kavramına uygun, onun içeriğine uygun demokrasi savunulur. Yoksa egemen güçlerin, emperyalist güçlerin istediği demokrasi değil. Ben ne kadar istiyorsam o kadar demokrasi. Böyle bir şey olmaz. Bu kavram neyse, bu kavramın içindekiler, hepsinin saygı duyması gerekir.

Geçenlerde BM Genel Kurulu'nda bizi bir masaya oturtacaklar, dünyanın büyükleri orada, dedim önce kimler var aynı masada 12 kişi oturacağız, baktım hepsi orada ama oraya Sisi'yi de koymuşlar. Ben dedim, Bu yemeğe katılmam. Niye? O adama meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetini kaybetmiş bir lider değilim ve tabii katılmadım. Benim sandalyem orada boş durdu. Niye? Bizim izzetimiz var, onurumuz var. Biz bu izzeti korumak durumundayız. Birileri değişik şeyler söyleyebilir. 'Erdoğan gerilimden yana'; ben haktan yanayım, gerilimden yana değilim. Hakkı, tüm zulümler karşısında da olsa, tek kalacağımı da bilsem savunmaya mecburum. Bizim ecdadımızdan aldığımız terbiye budur. Medeniyetimizden aldığımız terbiye budur, geleneklerimiz de bunu gerektirir

Yasin Börü'nün hayatını kaybetmesi

Çifte standartlı yaklaşımlara yönelik örneklerini sürdüren Erdoğan, şöyle devam etti:

Gezi olaylarında hayatını kaybeden bir çocuğu, hakkında senaryolar yazarak reklam malzemesi yaparak, aylarca istismar konusu yaptılar. Yalan söylüyorlar. 'Ekmek almaya gitti' diyorlar. Yalan. Ne ekmek almaya? Çocukcağızı terörün içine ittiler. Sapanlarla, maskelerle resmi var. Bunların hepsi tespit edilmiş vaziyette. Fakat, bunun için kıyametleri koparanlar Diyarbakır'da alçakça, vahşice 3 kattan aşağı atılan Yasin ile ilgili onu arabayla çiğnedikleri halde bunu asla gündeme getirmediler. Yasin Börü ve arkadaşlarını görmediler, görmezden geldiler. Niye? Çünkü Yasin Börü, inancını yaşayan bir delikanlıydı. Yani bu vahşet anlayışını anlamak mümkün değil.

Arkadaşlar, tüm bu ve buna benzer tavırlar son derece kasıtlı, son derece bilinçli, Türkiye'ye yönelik algı operasyonlarının parçası olarak ortaya konan tavırlardır. Bu çifte standart aslında 100 yıllık bir Batı alışkanlığıdır. 100 yıl önce 1. Dünya Savaşı başlamış, savaşın silahlı cepheleri ama siyasi, psikolojik, sosyolojik cepheleri 100 yıl sonra bugün dahi kapanmamıştır. Şu anda da dikkat edin, Batı medyasında Türkiye'ye karşı tamamen yalan haberlerle örülmüş bir psikolojik saldırının olduğunu görürsünüz.

İçeride şu anda olan gazeteci sayısı 7 kişidir

Kendisine ziyarete gelen uluslararası bir heyetle yaptığı konuşmaları da aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

Ellerinde adeta otomota bağlanmış siparişler var. Konuyu açtılar, açtıktan sonra sordum; Size bunu hangi gazeteciler söyledi, hangi gazeteyle görüştünüz? İsim de vermiyor, veremiyor. İsim vermezsen ben sağlıklı cevap veremem ama kimlerle görüştüğünü söylersen ben sana o zaman çok daha net cevap veririm, belgelerle veririm. Bana bunu söyle. İnanır mısınız bunları söyleyemedi ama 'Siz şu kadar gazeteciyi içeri attınız, şöyle yaptınız, böyle yaptınız' deyince, 'Size bunları kimin söylediğini biliyorum, farkındayım, fakat, sizin söylediğiniz gibi içeride şu an 100 tane gazeteci filan yok. İçeride şu anda olan gazeteci sayısı 7 kişidir. Adalet Bakanlığının belgeli olarak kendisine rakamlarını verdim. Bu 7'nin hepsinin de kendisine suçlarının neler olduğunu anlattım. Bunlar terörist. Bekçi öldürmüş, gazeteci kimliği var. Öbürü, kaçak silahla yakalanmış. Bunların da mahkumiyetleri hep kesinleşmiş. Kimisi asker öldürmüş, kimisi banka soymuş, bankaların malum para çekilen kasalarını yakmışlar filan. Bunlar gazeteci kimliği ile bunu yapıyor. 'Siz bunlara gazeteci mi diyorsunuz? Kusura bakmayın, eğer bunlar gazeteci ise siz de bunları savunuyorsanız biz sizle anlaşamayız. Ben de size o yaklaşımda bulunduğunuz kişiler sebebiyle samimi davranamam. Şimdi Adalet Bakanımıza gideceksiniz, o size belgeleri verir' dedim.

Yeniden yargılamaları mümkün değil mi? diye sorulduğunu ifade eden Erdoğan, Cezaları bunların kesinleşmiş, zaten kaç senedir yatıyorlar. Niye yeniden yargılanacaklar? Hukukta böyle bir şey var mı? Sizin ülkelerinizde, bizim vatandaşlarımıza yönelik bir şey olduğunda ben sizin devlet başkanlarınızla, başbakanlarınızla konuştuğumda verilen cevap Yargı bağımsızdır. Ben de size diyorum ki yargı bağımsızdır' bitti bu iş. Olay bu dedi.

Biz iç politikamızı da dış politikamızı da milletimizle birlikte kendimiz belirleriz

Fransa'da ziyareti kapsamında düzenlenen toplantıda bir gazetecinin kendisine Siz Kobani'yle ilgili olarak peşmergelere müsaade etmediniz dediğini, kendisinin de Bir yalan haberi bana soruyorsun. Şu söylediklerin yalan. Şu anda peşmergeler bizim topraklarımızdan geldi ve şu anda Kobani sınırında bekliyorlar. Neyi bekliyorlar biliyor musun? Erbil'den gelecek haberi bekliyorlar. Bizim topraklarımızda şu anda. Davul zurnayla üstelik Kobani sınırına geldiler. Özgür Suriye Ordusu, onlar da bizim sınırlardan geldi, şu anda Kobani'ye geçtiler. Niye böyle yalan söylüyorsunuz? Dürüst olun" karşılığını verdiğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

Anlattığım halde inanır mısınız, bu haberin tam tersini biz ayrıldıktan sonra yayınlamışlar. Algı operasyonu böyle yürüyor. Türkiye içinden de tabii birtakım siyasiler, siyasi partiler, bir kısım medya bu algı operasyonunun değirmenine su taşıyor. Kaynakları burası. Yalan yanlış haberler. Hatta çok daha ileriye gidip ABD'de Türkiye'yi, (Bu da çok ilginç), sürekli imam hatip okulları açıyor, alkolü yasaklıyor diye aslı olmayan ithamlarla, iftiralarla karalayan, kendi ülkesine bu iftirayı atacak, bu ihaneti yapacak kadar alçalan zavallı hale gelen hainler var. Niye? Tayyip Erdoğan, imam hatip mezunu. Ben imam hatip mezunuyum, hem Eyüp Lisesi mezunuyum. Niye? İmam hatipliyi almadınız üniversitelere, gittik bir de Eyüp Lisesi'ni bitirdik. O olmazsa, biraz da buradan dedik. Bunları yaptık. Niye? Hendek atlattılar bunlar bize. Yapmadıkları kalmadı ki. Aynı şeyi yavrularımıza yaptılar. Getirdiler yok katsayı dediler. Katsayıya tabi tuttular.

Bu zulümlerin hepsi bu ülkede yaşandı. Şimdi hamd olsun, artık okulunu bitiren, ne katsayı, ne şu, ne bu. Serbestçe yarışa giriyor. Şunu burada tekrar söylüyorum, ne içerideki ihanet şebekelerine, ne de dışarıdan gelen algı operasyonlarına Türkiye boyun eğecek, eyvallah edecek bir ülke değildir. Kim ne yazarsa yazsın, kim hangi iftirayı atarsa atsın, hangi ihaneti yaparsa yapsın biz iç politikamızı da dış politikamızı da milletimizle birlikte kendimiz belirleriz.

Yardım elini uzatan kim?

Kobani'ye (Ayn-el Arab) her türlü desteği verdiklerini, ancak kendilerine DEAŞ'a destek veriyor şeklinde iftira atıldığını kaydeden Erdoğan, Elinize, dilinize dursun. 200 bin Kürt'ü Kobani'den Ayn-el Arab'tan Türkiye'ye kabul eden bu iktidar. Biz aldık. Onları biz yediriyoruz, biz giydiriyoruz, biz içiriyoruz, her şeyini biz veriyoruz. Bizim şu ana kadar yaptığımız harcama 4,5 milyar doları buldu. Dünyanın değişik yerlerinden bize gelen destek 200 milyon dolar. Avrupa'nın tamamında şu anda ne kadar Suriye'den ve Irak'tan giden var biliyor musunuz? 130 bin. Bizde ise 1 milyon 600 bin. Tablo bu. Yardım elini uzatan kim? Biz dedi. 

ABD'nin Kobani'ye yönelik silah yardımına da değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

Amerika, 'Kobani düştü düşecek' diyor, oraya silah yardımı yapacak, bizimle görüşüyor, biz de diyoruz ki 'Yanlış yapıyorsunuz. PYD filan bunlar terör örgütüdür. Yapmayın. Onların eline düşer bunlar. Yok' diyor, düşmez. Laf dinlemediler o gece C -30'larla indirdiler. Kimin eline düştü? Bir kısmı DEAŞ'ın eline düştü, bir kısmı PYD'nin eline düştü. Ondan sonra da kendi Savunma Bakanları açıklama yapıyor: Şu anda Amerika'nın Suriye politikası yanlıştır' diyor ve çalkalanıyor. 'Çünkü yaptığımız yardımlar Suriye rejimini güçlendiriyor' diyor. 'Kobani niçin bu kadar stratejik öneme haiz? Neden Kobani?, Eğer sıkıntı varsa benim için olması lazım, sizin için niye? Irak'ın yüzde 40'ın DEAŞ'ın işgali altında, oraya niye müdahale etmiyorsunuz? Neden Kobani?' Farklı bir oyun, tezgah burada çalışıyor.

Bu yalanı söyleyenler, DEAŞ da bizimle yakından uzaktan bu noktada ilgimiz, alakamız olmadığını bildikleri halde iftira at, tutmasa iz bırakır mantığıyla bunu devam ettiriyorlar. Çok büyük yanılgının içindeler ve inşallah bunda da başarılı olamayacaklar. Bir asır sonra burada tüm dünyaya bir kez daha hatırlatmak isterim, biz, Serv Anlaşması'nı yırtıp atmış, manda ve himayeyi elinin tersiyle itmiş, bağımsız, hür bir ülkeyiz, Türkiye'yiz. İçeride ya da dışarıda Türkiye'ye bunun dışında farklı bir gözle bakanlar varsa, bakış açılarını değiştirsinler. Biz, kendi gündemimizi kendimiz belirleriz. Biz satranç oyuncusunun ustalığıyla tarihten, ecdattan, medeniyetimizden aldığımız tecrübeyle politikalarımızı biz, kendimiz belirleriz. Asparagasla, yalan haberlerle, algı operasyonlarıyla Türkiye'ye istikamet çizmeye çalışanların hevesleri kursaklarında kalır ve kalacak. Eğer şu andaki ileri demokratik standartlara sahip ülkeler bizim maruz kaldığımız tehditlere maruz kalsaydılar inanın manzaraları çok çok farklı olurdu.

Türkiye'nin bu tehditlere rağmen, coğrafyadaki risklere rağmen demokrasinin standartlarını yükselten, özgürlükleri genişleten güvenlik ve özgürlük dengesini çok hassas şekilde muhafaza edebilen bir ülke olduğunu anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

İşte bunun için de hem bölgemizde hem dünyamızda farklı bir konumdayız. bu fark önümüzdeki yıllarda çok daha belirgin bir hale gelecek. Eğitimli nesillerimizle, güçlü ekonomiyle, risklere ve tehditlere rağmen yapılan reformlarla, ilerleyen demokratik standartlarla Türkiye dünyanın parlayan yıldızı olmaya devam edecek. Özgüvenimizden asla taviz vermeyeceğiz. Batı medyası şunu yazmış, filanca bunu söylemiş, şu iftira yapılmış, bu ihanet yapılmış' diyorum ki onların hesabı varsa bizim de bir hesabımız var. Milletin de bir hesabı var, hepsinin ötesinde Allah'ın da bir hesabı var. Bunu böyle bileceğiz. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız.

Eğer bu ülkenin genç doktorları, eczacıları, diş hekimleri, sağlıkçıları, hemşireleri 171 yıllık bir kurumda eğitim görüyor, 171 yıl önce görülmüş bir rüyanın eseri üzerinde eğitim görüyorsa bu eşi olmayan bir özgüven vesilesidir. Eşi olmayan bir özgüven vasıtasıdır. İşte esasen yeni Türkiye dediğimiz de budur. Yeni Türkiye geçmişin rüyalarını yeniden görebilmektir. Yeni Türkiye geleceğe ilişkin hayaller kurabilmek ve bunları gerçeğe dönüştürebilmektir.

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Mescid-i Aksa baştan başa yenilendi
Türkiye
Meteorolojiden 20 il için fırtına uyarısı
Dünya
Almanya'nın gizli belgelerini yayımladılar

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu