Bugünün Problemi İmtihanımız Olabilir mi?

Bugünün Problemi İmtihanımız Olabilir mi?


Suriye’de 4 yıldır devam eden savaş içinden çıkılamaz bir hal aldı. Beşar Esad kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden katliamlarını tam gaz sürdürüyor. Buna açlık, susuzluk, soğuk havanında eklenmesiyle Suriyeli Müslümanların imtihanı daha da artmış oluyor. Bu imtihanda bizim de yerimiz yok mu? Var tabi!

Biliyorsunuz ülkemize yüzlerce Suriyeli giriş yaptı. Yaşamlarını burada devam ettirmeye çalışıyorlar. Bir insanın alıştığı, büyüdüğü, hayallerini büyüttüğü yerden farklı bir ülkeye sığınmacı olarak göç etmesi hiç kolay değil. Bu göçün başladığı zamandan bu yana Suriyeli kardeşlerimle yakından ilgilenmeye, onlarla olan irtibatımı koparmamaya, dertlerine ortak olmaya çalışıyorum; çoğu Müslüman’ın yaptığı gibi. Ülkemizi geçtim evimize bir misafir geldiğinde dahi hazırlık yapar, en güzel şekilde karşılamak onu memnun etmek için elimizden geleni yaparız değil mi? Ben de ülkeme sığınmacı, mülteci olacak gelen Suriyeli kardeşlerime hep o gözle baktım. Onlar bizim ülkemize gelen misafirlerimiz.

Bu misafir perverlik beni çok mutlu etse de çevremdeki bazı kişileri, hatta çoğu kişiyi rahatsız ediyordu. Oturup konuştuğum Müslümanların her birinin Suriyeli Müslümanlara karşı bir şikâyet dili kullandığını gözlemledim. Çoğu kardeşim “geri gitsinler ülkelerine” diyebilecek kadar alçalıyordu gözümde. Gerek çevremde, gerekse de etrafımda cereyan eden Suriyeli Müslümanları içeren şikâyet silsilesini kaleme dökmeyi bir Müslüman olarak kendime borç bildim. Şimdi sizlere çevremde konuştuğum Müslümanların şikâyetlerini aktarıp buna karşılık düşünce önerileri sunacağım. Sizlerden ricam ise bir elinize yüreğinizi, bir elinizi vicdanınızı kavrayın öyle okumaya başlayın bu yazıyı.

Suriyeli mültecilerden şikayetini dile getiren bir güruh var ki, bulunduğu her ortamda istisnasız başkalarına karşı Suriyeliler hakkında rahatlıkla atıp tutabiliyor. Şikâyetlerinin sebebini dinlediğimde ise bir kişiyle yaşadıkları sorunu hepsine mal etmelerinden başka bir şey göremiyorum. Suriyeli bir Müslümanla yaşadığı tek bir sorun üzerine bütün Suriyeli Müslümanlara kötü damgası vuracak kadar vurdumduymaz oluna biliyor.

Suriyeli bir Müslüman bana çok kaba davranırken, diğer Suriyeli Müslüman oldukça nazik ve kibar davranıyordu. Kaba davranan Suriyelinin kişiliğinden kaynaklanan bu durumu diğer kibar ve nazik Suriyeli kardeşime de mal edip onu da mı kötülemeliyim? Karşılaştığımız kötü davranışı kişinin milletine değil, şahsına mal etmeliyiz.

Başka bir grup ise Suriyelilerin konusu açıldığında kulaktan doğma duyduğu kelimelerle “yaa hiç sorma bizim komşuya şunu şunu yapmışlar… X kişi onlardan çok rahatsız, her girdikleri ortamda kavga çıkartıyorlarmış. Bir tanıdığıma çarşıda şunu şunu demişler…” gibi sözleri yayıp farkında olmadan/olarak Suriyeliler hakkında propaganda yapmaktan başka bir şey yapmıyor.

Yapılan bu davranışın kötülüğü gündeme Suriyelileri değil, dedikodudan, gıybetten, kul hakkından, kötü propagandadan başka bir şey getirmez. Şahit olmadığı halde, kulaktan doğma sözlerle bir Müslüman’ın arkasından atıp tutmak yoluyla kardeşinin etini yemeye (gıybet) talip olmak ne kötü bir durumdur.

Diğer bir kesim ise esnaflık yapan insanlardan oluşuyor. Oturup konuşsan, sorsan Suriyelilerden şikâyetçidir, adlarını bile duymaya tahammülü yoktur. Direk tepki verir ve başlar haklarında kötü sözler söyleyip atıp tutmaya. Gel gör ki bu atıp tutan kişi veya kişiler Suriyeli bir müşteri geldiğinde yüzlerine övgüler yağdırmasını, ürünü satana kadar güler yüz göstermesini, hatta ülkede bulunmalarından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirmesini, sattığı fiyatın en az yarısından fazlasını söyleyip –tabir caizse- kazıklamasını da çok iyi bilir.

Bu kadar mı, çıkarlarına düşkün bir millet haline geldik. Bu kadar mı, çıkarları uğruna güler yüz gösterip dereyi geçene kadar duyarlı olup dereyi geçtikten sonra adeta kostüm değiştirir gibi kişilik değiştirir duruma getirdik kendimizi. Çıkarları uğruna ikiyüzlülük yapıp alçalanlara yazıklar olsun!

Bir grup daha var ki, bana söyleyecek kelime bırakmayan suskunluğu kuşanıp sadece sitemlerine şahit olduğum. Bu guruptan bahsetmeden önce bu kişilerin siteminin güçten düşmüş, maddiyatı el vermeyen, zor durumda olan Müslümanlara olmadığını aksine maddiyatı, gücü, kuvveti yerinde olan Müslümanlara olduğunu belirtmek isterim ki; bu grubu gözümüzde canlandırıp değerlendirirken yerinde tespitler yapabilelim. Şimdi bahsedeceğim grup oğlunun, eşinin, babasının Suriyeli Müslümanların durumunu göz önüne alarak cihat etmek, Müslümanlara destek olmak için cephelere koşup şehit (inşallah) düşen Müslüman ailelerin sitemleridir. Bu ailelerin sitemleri maddi durumu yerinde olduğu halde, buraya gelip geride kalan kardeşlerine, mücahitlere yardımda bulunmayan Müslümanlaradır. Maddiyatı geçtim hiçbir özrü olmadığı halde cihadı bırakıp rahatlığı seçenleredir. Ailesinden birini Suriye’de şehit veren bir anne:

“Benim oğlum buradan Suriye’ye Suriyeli Müslümanların içerisinde bulunduğu duruma gözlerini kapayamadığı, duyarsız kalamadığı, Allah’ın emirlerine yüz çeviremediği için gitti. Allah onun şehadetini kabul etsin. İçimde onun şehit oluşuna dair hiçbir sitem yok, aksine onun farklı bir ülkeden olup Suriyeli Müslümanlara yardıma gittiği halde kendi ülkelerini bırakan zenginlere. Elleri silah tutabilecek, gücü, kuvveti yerinde bir özrü olmayan Suriyeli Müslümanlaradır. Benim oğlum Müslüman kardeşlerinin yardımına koştu, sizler ise hiçbir özür beyan etmeden kaçmayı tercih ettiniz. Sağlığı yerinde, kalıplı, gücü kuvveti olan Suriyeli Müslümanları ülkemde gördüğümde içim cız ediyor. Onların cihadı terk edişleri benim oğlumun buradan kalkıp onlara yardıma gidip şehit olduğunu göz önünde bulundurduğumda yüreğimi sızlatıyor. Bütün Müslümanlara tavsiyem hakkıyla Allah’tan kokmalarıdır.”

Bir annenin, annelerin içten içe isyanı… Suriye’de Müslümanların çektikleri eziyet ve işkencenin haddi hesabı yok. Her gün yüzlerce insan katlediliyor. Müslümanlar orada inançlarından dolayı da eziyet ve işkence görüyorlar. Bu durum gündeme gelen video, röportaj ve haberler sonucu inkâr edilemez bir gerçek halini aldı. Suriye’de yaşamıyoruz. Bir savaş ortamında, işkence altında da değiliz. Buradan bu konu hakkında değerlendirme yapmaktan hayâ duyuyorum. Neticede Rasulüllah döneminde de buna benzer nitelikte bir örneklilik var. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke’de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple Hz. Peygamber (sas) ve Müslümanların Medine’ye hicretleri kararlaştırılmıştı. Bu konuyu açıklığıyla değerlendirecek bu konuda hüküm bildirecek ilme sahip olmadığım için çok fazla üzerinde durmayacağım. Sorunların bütününü göz önünde bulundurmak adına bu grubu es geçmek olmazdı.

Bir başka grup ise ev sahiplerinden oluşuyor. Kiracı olarak aldıkları Suriyelilerle yaşadıkları sıkıntıları koca bir kamuoyu oluşturup insanlara yanlış lanse edecek kadar düşüncesizler.  Peki, sorun ne? Kirayı ödemedi. Sen kiracın olan Müslümana “neden kirayı ödemiyorsun?” diye çıkışırsan olmaz ki… Önce soru şeklini düzeltmelisin “neden kirayı öde(ye)miyorsun?” olmalıydı soru. Çünkü onun Suriye’de bulunan evine bomba düştü. Arabası yağmalandı, maddi gelir diye hiç bir şeyi kalmamıştı Türkiye’ye gelirken. Geldiğinde işe girdi. İşe girdiği patronu sırf çevresinde Suriyelilere hoş bakılmadığı için mahalle baskısından işinden etti onu. Tabi soru şeklin açıklama değil, suçlama içerdiği için nereden bileceksin ki bunu! Sen kamuoyunu oluştur arkandan gelip Suriyelilerin propagandasını yapan çok olur nasılsa değil mi? Oysa Suriyeli değil, Türk bir kiracın bile isteye ödememişti kirasını onunla da kavga etmiştin de bu kadar şikâyetçi olup sağda solda anlatmamıştın. Şimdiki şikâyetin neden mi, çünkü o bir Suriyeli!

Sergilenen bu tutum sonucu gözünüz aydın Müslümanlar! Suriyeliler artık kolaylıkla kiralık daire bulamıyor. İşe alınmıyorlar, alınanlarda emeklerinin çok altında bir miktar karşılığı köle gibi kullanılıyorlar. Birçoğu ülkelerine geri dönmeyi tercih ettiler.

Suriyeli bir gençten Türkiye’de yalnız kaldığından dolayı yoldaş olması açısından Suriye’de bulunan ailesi evlenmesini istedi. Bu genç ise şunu söylüyor:

“Türkiye’de bizi istemiyorlar. Suriye’de durumun ne olacağı belli değil. Evlenirsem peşimde eşimi, olacak çocuklarımın sorumluluğunu nasıl üstleneyim. Geçimini nasıl karşılayayım. Türkiye’de de insanlar hoş gözle bakmıyorlar, ülkeme de dönemiyorum…”

Gençler evlilik hayallerini dahi yitirmişler. Savaştan dolayı değil, Türkiye’de onlara uygulanan baskı ve tutumdan!

Bir de şöyle düşünün, bulunduğunuz durumdan çıkın ve bir Suriyelinin yerine koyun kendinizi. Ben kendimi çok yakınımda olan bir Suriyeli gencin yerine koyuyorum çoğu kere. Onun Suriye’de bulunan ailesine telefonla ulaşamadığında gözlerinde oluşan endişe ve korkuda boğuluyorum. Her an onların hayatını kaybetme olasılığı ile yaşıyor bu genç. Başka bir Suriyelinin yerine koyduğumda kendimi Suriye’de evim yıkılmış, ailemin çoğu katledilmiş, birçoğu zindanlarda işkence görmekte bense Türkiye’de… gerisini içten içe düşündükçe çok kötü oluyorum. Siz devamını getirin. Başladığım olasılıkları düşünün, onların yerine koyun kendinizi… Onların yaşadıkları olaylardaki psikolojiye teslim olun.

Suriyelilerle yaşanılan sıkıntılardan bahsedip, gözde bunu sorun haline getirecek kadar büyüten insanlar onlar ülkeye gelmeden önce kendi insanlarıyla hiç sıkıntı yaşamadılar mı? Bu üzerinde durulması gereken asıl meseledir. Bu ülkede geçinmesi zor, sinirli, sorunlu, bulunduğu ortamda sürekli arıza çıkartan insanlar hiç yok muydu da Suriyelilerle yaşanılan en ufak bir sıkıntı bile gözlerde bu kadar büyütülüp sorun haline getiriliyor. Elbette vardı. O zaman Suriyeliler hakkında yürütülen bu kötü söylemlerin altında yaşanmışlık, bıkkınlıktan ziyada art niyet aranmalı.

İnsanların içerisinde bulunduğu bu şikâyet tutumlarını bir de şu açıdan değerlendirmek gerekir. Olayların başladığından bu yana mültecilerin ülkemize gelmesi ve bu şikâyetlerin artması sebebiyle içten içe kendime kullandığım bir cümle var, Suriye konusunda belirleyeceğimiz tutum aynı zaman da imani bir meseledir diye. Söyle düşünün, Allah Suriyeli Müslümanları vesile kılıp bizi onlar yoluyla sınıyorsa. Muhacirlere, misafirlerimize ne kadar sabır göstereceğiz?

Duyarlılık, merhamet, himaye altına alma, kardeşlik bilincini ne derece üzerimizde taşıyoruz ve uygulamaya geçiriyoruz yönünde sınanıyoruz belki de? Belki de sorun Suriyeliler değil, bizim imtihanımızın bilincinde olmayışımızdır.

Olamaz mı yani?

Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağı gönüllü bir bağ değil, şer’i bir bağdır. Bu bağın kopmasına sebep olanlar Allah katında mesul olurlar! Sebep ve sonuç ne olursa olsun Suriyeliler bizim ülkemize gelen muhacirlerdir. Ensar ve muhacirler kardeştir. Ne olursa olsun, bana ne derseniz deyin benim size söyleyeceğim şu cümlem hiç değişmedi, (Allah’ın izniyle) değişmeyecek:

Suriyeli Müslümanlar kardeşlerimizdir!

Yazının orjinal linki: http://www.ummetislam.net/bu-gunun-problemi-imtihanimiz-olabilir-mi.html

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Anket amacından saptı
Türkiye
Turizm köyü Türk lirasına sahip çıkıyor
Dünya
Kahire'de bombalı saldırı: 6 polis öldü

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu