Kobani için gereken yapılır

Kobani için gereken yapılır


Başbakan Davutoğlu, A Haber-ATV ortak canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Davutoğlu bir gazetecinin, Güvenlik zirvesinde ne kararlar alındı? şeklindeki sorusu üzerine, Suriye ve Irak sınırında Türkiye’deki şartlardan bağımsız olarak gelişen dinamik bir durum olduğunu söyledi.

Irak’taki bu dinamizmin 1991 Körfez Savaşıyla başladığını ve değişik aşamalardan geçerek bugüne kadar geldiğini anlatan Davutoğlu, Yani 2003 müdahalesi, Amerikan işgali, arkasından ortaya çıkan hükümetin istikrarı sağlamak ve içselleştirici bir politika yerine mezhepçi bir temayülü, ona doğan tepkiler ortaya çıktı ve bunun getirdiği bir güvensizlik ortamı sınırımızda yaklaşık 20 senedir, aslında 20 seneyi aşkın 24 senedir, Irak sınırımızda bir belirsizlik hali var" diye konuştu.

Suriye sınırının daha istikrarlı olduğunu söyleyen Davutoğlu, Ancak Suriye rejiminin baskılarıyla, 250 bin insanın ölmesi, 4 milyona yakın insanın mülteci, 10 milyona yakın insanın da içeride yerinden edilmesiyle üzerimize gelen göç dalgası ve bu otorite boşluğundan doğan radikal gruplaşmalar, IŞİD gibi bir terör örgütü için uygun zemin oluştu. Şimdi Suriye sınırımızda da büyük bir istikrarsızlık var. Biz bunları Türkiye’nin iç huzurunu etkilemeden, demokratik sürecimizi ki bu arada biz iki seçim, hatta üç seçim, 2011 Haziranında da seçim yaparken Suriye’den göçler geliyordu, demokrasimizi de siyasi istikrarımızı da sürdürerek bu güven boşluğuyla ciddi şekilde mücadele yürütüyoruz dedi.

Bugün geldiğimiz noktada böyle bir tezkereye ihtiyaç vardı" ifadesini kullanan Başbakan Davutoğlu, 2007’den beri Irak tezkeresi çıkartıyoruz, Dağlıca baskını, terör saldırısı sonrasında 2012’den beri de Suriye ile ilgili Akçakale’ye dönük saldırılarla başlayan ve oradan beri de bir Suriye tezkeremiz vardı. Biz bu iki tezkereyi birleştirdik. Çünkü bir çok açıdan yeni bir durum sözkonusu ve bu iki tezkereyi birleştirmek suretiyle daha entegre bir strateji, hem Irak, hem Suriye sınırlarını gözeten bir strateji geliştirme ihtiyacını da ortaya koymuş olduk. Başta acaba hukuk tekniği itibarıyla ayrı mı düzenlesek diye de düşündük diye konuştu. 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in Bakanlar Kurulu'na katıldığını ve bu durumun cumhuriyet tarihinde 2 kere olduğunu, daha önce İlker Başbuğ'un da bir bilgilendirme yaptığını hatırlatan Davutoğlu, bundan sonraki dönemde ihtiyaç doğdukça Genelkurmay Başkanının bilgilendirme yapacağını söyledi.

Yepyeni bir konjonktürle karşı karşıya kalıyor değiliz

Davutoğlu, Şimdi bu tezkere, bu çerçevede bizim olaya bakışımızı netleştiren, netleştirmenin ötesinde herhangi bir tehdit ve risk karşısında hükümetimizin ve silahlı kuvvetlerimizin çabuk, etkin ve ulusal güvenliğimizi koruyan tedbir alma kapasitesini yasal zemine kavuşturan bir durum oluştu. Zaten var olan tezkerelerdi bunlar yani olağanüstü bir durumla hemen bugü,n yepyeni bir konjonktürle karşı karşıya kalıyor değiliz, var olan tezkereler bugünkü konjonktüre uygun hale getirildi ifadesini kullandı. 

Bize dokunan da bir yılan var

Önümüzde 4 opsiyon var tabiri caizse, 4 senaryo veya 4 tavır alış sözkonusu olabilir şeklinde konuşan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bütün bu gelişmeler yaşanırken ve bir de uluslararası bir koalisyon ilk defa Suriye ve Irak bağlamında oluşmuşken birincisi şunu diyebiliriz Ne biz müdahale edelim veya ne biz bu konuya müdahil olalım ne de uluslararası toplum. Bırakalım doğal seyrinde devam etsin. Bunu dememiz çok büyük bir risk içerir. Bunu dediğiniz anda bundan sonra IŞİD’in bütün sınır kapılarını kontrol etmesi ya da rejimin hava saldırıları sonrasında Halep başta olmak üzere çok daha büyük göç dalgalarıyla uğraşmamız anlamına gelir. Dolayısıyla var olan statükoyu seyretmek, izlemek kendi doğal seyrine bırakalım, bize dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı ki burada bize dokunan da bir yılan var, bu sözkonusu değil.

İkinci olarak, Biz karışmayalım uluslararası koalisyon ne yapıyorsa yapsın" şeklinde bir senaryonun düşünülebileceğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

Böyle dediğimiz anda da uluslararası koalisyon içinde bulunan hiçbir ülke, buna Amerika Birleşik Devletleri de dahil, bu olaydan bizim kadar etkilenmiyor ve hiçbir ülkede bu olayı Suriye’deki gelişmeleri, Irak’taki gelişmeleri bizim kadar etkileyebilecek, özellikle Suriye bağlamında, kapasiteye sahip değil. En çok etkilenen de biziz, en çok etkileyebilecek durumda olan da. Böyle bir şeyi Suriye gibi dost ve komşu ülkenin kaderini, Irak gibi dost ve komşu ülkenin kaderini ve hepsi akraba olan toplulukların kaderini uluslararası koalisyonun bizim olmadığımız karar mekanizmalarına bırakamayız. Üçüncü senaryo ‘uluslararası koalisyon madem var, tezkere çıkardık, uluslararası koalisyon bizden ne talep ederse biz değerlendirelim uygun görürsek yapalım, uygun görmezsek yapmayalım, bu da çok edilgen bir tavırdır. Yani karar bir yerde alınacak, Suriye’nin kaderi bir yerde belirlenecek, Irak’ın kaderi bir yerde belirlenecek ve Türkiye’ye denecek ki mesela ‘Bize şu destek ver’ biz de 'evet' veya hayır diyeceğiz. Biz bunu da kabul etmeyiz.

Dördüncü senaryo, tezkereyi, onun için açık söyleyeyim, kelime kelime, bazı yerlerde bizzat ben kaleme aldım, kelime kelime, virgül virgül titizlikle yazdık. Tehditleri açık tanımladık. Alınacak tedbirlerin, muhtemel bütün çerçevesini net olarak belirledik ve şunu demiş oluyoruz biz bu tezkereyle; bizim Suriye ve Irak ile ilgili komşu ülkeler olarak, bölgemizle ilgili bizim bölgemizle olarak, başkalarının değil bizim bölgemiz olarak, Türkiye’nin sınırlarıyla ilgili, bizim ülkemiz ve ulusal çıkarlarımız olarak, milli bir stratejimiz vardır. Bunun esaslarını da daha eskiden beri devam eden, ben Dışişleri Bakanıyken, Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanken 3 yıllık müktesebat var, Suriye konusunda. Bugün oturan heyet, bilmiyorum kaçıncı toplantısını yaptı, yani son üç dört sene içinde 20-30.

Başbakanlık görevine geldikten sonra da, iki ayrı karar alarak, çözüm süreci ve ulusal güvenlik mekanizmalarını kurduklarını, bu mekanizmaların her hafta düzenli olarak toplandığını anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Birinde çözüm süreci, birinde ulusal güvenlik. Birbirleriyle irtibatlı olduğunda da birlikte topluyoruz. Sonuncusunu, Bakanlar Kurulunun arasında yaptık, çıktık tekrar yaptık, Bakanlar Kuruluna girdik. Hiç aksatmadan yaptık. İhtiyaç olduğunda da Cumhurbaşkanımız başkanlığında, biraz önce bir araya geldiğimiz gibi bir araya geliyoruz.

Genel çerçeve stratejik plan hazırladık

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan son Güvenlik Zirvesi'nde, Suriye ilgili 4. senaryonun mu ele alındığının sorulması üzerine de şöyle konuştu:

Sayın Cumhurbaşkanımız daha New York'a gitmeden zaten benim başkanlığımda yapılan ulusal güvenlik mekanizmasında, biz Suriye'deki gelişmeler karşısında, IŞİD’in de karşı tutumu, PYD, Suriye rejimi, Özgür Suriye Ordusu, bütün bunları çerçeveleyip içerideki güvenlik tedbirleri, Suriye'de ve Irak'ta alınması gereken tedbirlerle ilgili bir genel çerçeve stratejik plan hazırladık. Cumhurbaşkanımız, New York'a gitmeden bazı şeyleri istişare ettik. O zaman rehine sorumuz da vardı. New York'ta BM Güvenlik Konseyi toplantıları devam ederken, Cumhurbaşkanımız Obama ile Biden ile görüşürken biz de Ankara'da Kobani'den gelen göç dalgası üzerine yine bir toplantı yaptık. Bu sefer Kobani de dahil olmak üzere neler yapabileceğimizi, içeride ve dışarıda ne yapabileceğimizi bir eylem planı üzerine oturttuk. Evvelsi gün Bakanlar kurulu içinde bunu daha da netleştirdik yani. O netleşmeye göre de tezkeremizin çerçevesini belirledik.

Kılıçdaroğlu bugün, 'IŞİD'e de razı olalım' dedi

Davutoğlu, muhalefetin kamuoyunda, tezkerenin IŞİD'e değil rejime karşı hazırlanmış gibi sunduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

Yani dün Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını dinleyince gerçekten hayretler içinde kaldım. Aylarca bizi IŞİD'e karşı hareket etmemekle, hatta IŞİD'i terör örgütü olarak tanımlamamakla suçladı. Rehinelerimizin orada olmasına rağmen. Şimdi IŞİD tehdidini açıkça ifade eden bir tezkereye 'hayır' dediler. Niçin hayır dediler? Rejime karşıymış, tezkere. Yani açık bir şekilde 'Esad'ı Şam'da muhafaza edebilmek için IŞİD'e de razı olalım' dedi bugün Kılıçdaroğlu. Sırf Esad'ı korumak için. Hani milletvekilleri oraya kadar gittiler, Esad'ın ayağına. Bombalar atılırken, büyük bir zulüm işlenirken, şimdi bugün de tezkereye 'hayır' diyerek, aslında Esad kalabilecekse bu şekliyle, bu baskıcı, zulümle, kimyasal silah kullanan bir lider olarak biz de IŞİD'e razı oluruz' dedi, CHP bugün. Bu tarihe geçecek bir kayıttır. Bu öngörüsüzlük çok açık bir şekilde.

HDP'nin de TBMM'deki oylamada, tezkereye hayır dediğine dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, Günlerdir bize diyorlar ki, Kobani'ye destek olun. Peki biz hukuk devletiyiz. Nasıl destek olacağız? Elimizde bir tezkere olması lazım, bir araç, yasal zemin olması lazım. Bunu çıkartıyoruz, dün Demirtaş'a da söyledim diye konuştu.

PYD’ye geçen sene, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte hareket etmeleri gerektiğini söylediklerini dile getiren Davutoğlu, şöyle dedi:

Bütün kuzey hattı birlikte tek bir çatı altında koruyun, dedik. Çözüm süreci de devam ettiği için, biz sizi düşman görmüyoruz, dedik. Fakat onlar ikircikli bir politikayla rejimle işbirliği yaptılar ve Özgür Suriye Ordusu'na rejimle birlikte saldırdılar. Bir taraftan da IŞİD saldırdı ılımlı muhalefete. Ilımlı muhalefet sıkışınca bu sefer IŞİD, PYD'ye yürüdü, Kobani'ye yürüdü, sınıra kadar.

Kobani'nin düşmemesi için ne gerekiyorsa yaparız

Bir gazetecinin Kobani düşerse ne olur? sorusunu Davutoğlu, 'Kobani'nin düşmesini istemeyiz. Kobani'den gelen kardeşlerimize kucağımızı açtık. Kobani'nin düşmemesi için ne gerekiyorsa da elimizden geleni yaparız'' diyerek yanıtladı.

Daha düne kadar oradan Araplar, Türkmenler gelirken, Niye bu Özgür Suriye Ordusu'na yardım ediyorsunuz, niye bu gelenlere yardım ediyorsunuz'' diye CHP'nin kendisine gensoru verdiğini anımsatan Davutoğlu, o zamanki BDP'nin de aynı tutumu takındığını söyledi.

Davutoğlu, Bunun Türkiye ilişkisi ne? Saldıran IŞİD, düşen Kobani. Bizimle ilgisi şu; biz oradaki Kürt kardeşlerimize sahip çıkarız. Ama bunun çözüm süreci ile doğrudan irtibatını kurmanın hiçbir mantığı yok. Kim böyle bir irtibat kurarsa bu gayet anlamsız bir şey değerlendirmesinde bulundu.

Bu irtibatı kim kuruyorsa yanlış olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

İster şu, ister bu. Tamamıyla yanlış. Suriye'deki Kürt halkına da yardım etmez bu tutum. Suriye'deki Kürt halkının da, Arap halkının da, Türkmen halkının da dönüp sığınabileceği tek yer Türkiye. Türkiye'yi kaybederek kim, neyi yapabilir bölgede? Başka bir yere mi gidilebilecekti. Kobani halkı nereye gitti? 186 bin kişi oldu, biraz önce rakamı aldık. 186 bin kişi, yaklaşık 10 gün içinde girdi. Nereye gidecekti Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı. Türkiye Cumhuriyeti'nde düzen olmasaydı gelirler miydi? Çözüm sürecinin sağladığı Türkiye'de barış ortamı olmasa Kobanili Kürtler Türkiye'ye rahatlıkla gelebilirler miydi? Rahat edebilirler miydi, bir çatışma ortamı Türkiye'de olsaydı. Herkesin aklını başına alması lazım. Çözüm sürecinde biz muhatap görülüyorsak ki, biz muhatabız, esas asli olarak biz belirleyiciyiz. Herkes bilsin ki Türkiye çözüm sürecinin sürdürme iradesini dün tezkereyle birlikte, biz çözüm sürecinin bütün mekanizmasını Bakanlar Kurulu ile benim imzamla esasa bağladık. Yani çıkan yasayı uygulama planına oturttuk.

Vebali bu kararı alanlar üzerine olur

Bir taraftan da ciddi bir yol haritası üzerinde çerçeve müzakereler yürüttüklerini ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

Bu kadar gelinmiş bir yolda, eğer Kobani düştü diye, Türkiye'nin hiçbir dahli, hiçbir vebalinin olmadığı, aksine PYD'nin vebalinin olduğu şekilde Kobani düşerse, bunu dönüp çözüm sürecine mal etmek istenirse bu yapılabilecek en büyük hata olur. Böyle bir hatanın vebali de bu kararı alanlar üzerine olur. Ama bizim yanımızda durulursa, Türkiye, Suriye'deki Kürtlerin de hamisidir, Türkmenlerin, Arapların olduğu gibi Suriyeli Kürtler de bizim kardeşimizdir. Yemen Türküsü'ne mesnet teşkil eden birliklerin gittiği yerler bugün bizim güneydoğu sınırımızda, Suriye'deki Kürt aşiretleridir. Bakın 186 bin kişi geldi, hemen akrabalarını buldu. Çünkü hepsi akraba. Her zaman söyledim Sayın Demirtaş'a da, sizin sadece Kürtler için yüreğiniz yanıyor olabilir, sadece onlar için eyleme geçiyor olabilirsiniz. Ama biz Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz. Nasıl Kürtlerin akrabaları varsa, Bayır Bucak Türkmenlerinin de akrabaları var. İdlib'deki Arapların da Reyhanlı'da akrabaları var.

Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi vatandaşlarına ve vatandaşlarının dışardaki akrabalarına bakarken bir etnik grubu esas almaz. Bizim için hiç fark etmez, Kobani'deki, Haseki'deki Kürtler de bizim kardeşimizdir. Ne yardım gerekiyorsa yapacağız değerlendirmesinde bulundu.

Eğer orada bir yanlış şey varsa bunun temel sorumlusunun PYD olduğunu belirten Davutoğlu, ''Onlar maalesef rejim ile işbirliğine girdiler. Rejim bize dokunmadıkça Araplar ve Türkmenleri ne kadar katlederse katletsin sesimiz çıkmaz' dediler. HDP'den veya BDP'den bu Suriye zulmü sürerken bir tek ses duydunuz mu? 'Türkmenlere niye zulmediyorsunuz? diye bir ses çıktı mı? 'Araplara niye zulmediyorsunuz? diye bir ses çıktı mı? Bizim için hepsi insan ve hepsine elimizi uzatacağız diye konuştu.

İbret dolu bir dönem yaşıyoruz

Bir gazetecinin ''IŞİD de hiç İsrail'den, Gazze'den bahsetmiyor. Çok enteresan bir tablo'' değerlendirmesi üzerine Davutoğlu, ''Tabi, çok ilginçtir son dönemde İsrail ve Gazze'den en çok bahseden de Türkiye. Başka ülkeler şimdi zikretmeyeyim. Hani neredeyse Irak, Suriye, Lübnan hattında bütün bu mezhep çatışmasında taraf olan ülkeler, diğer konularda aynı hassasiyeti göstermiyorlar. Gerçekten çok ibret dolu bir dönem yaşıyoruz'' yorumunu yaptı.

Önemli olanın Türkiye'nin tarihe nasıl geçeceği olduğunu kaydeden Davutoğlu, ''Bu anlamda Ortadoğu halklarının hepsinin dostu, hepsinin gerektiğinde hamisi, gerektiğinde kardeşi, gerektiğinde omuz omuza yürüdüğü dostu, komşusu olarak geçeceğiz'' diye konuştu.

Bir gazetecinin, ''Kobani ile çözüm süreci arasında şöyle bir bağlantı var. Muhatap aldığınız PKK'nın bir uzantısı, biliniyor artık. Doğrudur, hata yapmıştır. Bir tarafta IŞİD aşağıda Erbil'e yöneliyor, sonra dönüyor Kobani'ye yöneliyor. İkisi de Türkiye ile ilişkili. Buraya baktığınızda ne görüyorsunuz? Çözüm sürecini baltalamak açısından bir amaç yok mu" sorusu üzerine Davutoğlu, çözüm süreci ile bunun kesinlikle bir irtibatının olmadığının altını çizdi.

Çözüm süreci milli proje

Çözüm sürecinin Türkiye'nin milli projesi olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ''Dışarıdaki olaylara üzülürüz, onlar için elimizden geleni yaparız ama çözüm süreci bizim vatandaşlarımızla ilişkilerimiz ve değişik vatandaş kesimleriyle kendi aralarındaki ilişkiyi tahkim etmeye dönük bizim projemiz'' dedi.

Davutoğlu, Suriye'de ve Irak'ta yaşanan olaylar olmasa da çözüm sürecine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Türkiye'nin Suriye ve Irak olmamasında, o hale getirilmemesinde çözüm sürecinin önemli bir yeri bulunduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

Vatandaşlık bağını tahkim etmektir. Türkiye'de ulusalcı çevrelerin istediği gibi, Türkiye'de Arap Baharı'nın getirdiği bu anafora, girdaba biz çatışmacı iç siyasetle girmiş olsaydık, bugün Suriye ve Irak'taki çatışmanın bize yansıması ne kadar derin olurdu değil mi? Çözüm sürecini provoke etmeye çalışan PKK içindeki bazı unsurlar veya provoke etmeye çalışan bazı çevrelerin istediği gibi çatışmacı bir şeye gidersek bundan en fazla zararı kim görür? Bölgedeki bütün Kürt halk görür, topluluklar görür. Şu anda dikkat edin Irak Kürt Bölgesinin dönüp baktığı, başı sıkıştığında bir yardım talep ettiği ülke Türkiye'dir. Eğer Türkiye'nin, Irak Kürt Bölgesine yardımı ve desteği olmasa acaba Maliki karşısında, Sayın Barzani başını dik tutabilir miydi? IŞİD'in baskısı karşısında Kobani'den, Haseki'den Kürtler 'Başımıza bir şey gelirse nereye gideriz' diye düşünüyorlar. Türkiye. Şimdi bu ülkenin gücüdür. O bakımdan hiçbir şekilde çözüm sürecinden feragat edilmesi ya da çözüm sürecinin zaafa uğratılmasını biz zaten arzu etmeyiz.

Bizim için insan var

Bir gazetecinin ''TSK'nın Kobani'yi kurtarmak için bir sınır dışı askeri harekat yapması söz konusu değil. Bugün zirvede bu konuşulmadı öyle mi?'' değerlendirmesi üzerine Davutoğlu, ''Birileri güneydoğuda diyor ki 'Kobani'deki Kürtlere niye sahip çıkılmıyor?' Peki Türk Silahlı Kuvvetleri Kobani'ye girdiğinde Bayır Bucak Türkmenleri de Yayladağ'ın karşısından haykırsalar 'Bizi niye kurtarmıyorsunuz' diye. Oraya da girelim. Reyhanlı'nın karşısından İdlib'de Arap kökenli vatandaş 'Bizi niye kurtarmıyorsunuz' dediğinde, oraya da girelim'' diye konuştu.

Bir gazetecinin, ''Tezkere sonrasında askeri harekat kararı alınmadı'' ifadesi üzerine Davutoğlu, ''Hayır, tezkerenin bize sağladığı imkan herhangi bir durum söz konusu olduğunda elimizden geleni yapmamızdı. Ama ben güneydoğudaki provoke edilmek istenen kardeşlerime sesleniyorum. Kobani'deki kardeşlerimizin gördüğü zulme karşı her türlü insani tedbiri alırız. Aynı Türkmenler ve Araplara aldığımız gibi'' yorumunu yaptı.

IŞİD'in kesinlikle Türkiye'den destek almadığını vurgulayan Davutoğlu, şunları ifade etti:

Hiçbir zaman da IŞİD'in yaptıklarını tasvip etmedik. Ama siz üç yıldır bizim hükümetimizi, siz derken muhalefet partilerinin hepsi, CHP, MHP, BDP. 'Türkiye'yi maceraya götürüyorsunuz. Suriye'nin içine sürüklüyorsunuz' diyenler şimdi, 'Niye girmiyorsunuz' deme şeyine sahip değiller ve girdiğimizde, böyle bir duruma müdahil olmak, bütün oradaki akrabalarımız bizim için aynıdır. Hepsi için bunu yapmamız lazım. 'Rejim öldürüyorsa girmeyelim', CHP'nin dediği o. 'Rejim öldürüyorsa bırakın öldürsün.' Bakın bu çok yaralayıcı bir şey. Dün Kılıçdaroğlu'na söyledim, CHP'nin adı artık IŞİD ve Esat ile anılacaktır. Suriye halkı ile Suriye Kürtleriyle, Türkmenleriyle, Araplarıyla anılmayacaktır. Bugün CHP'nin takındığı tutumun Türkçesi özeti, şudur; 'Rejim zulmederse sessiz kalın'. Şimdi burada bu dayanışmanın arkasında ne var? Rejim ile bu dayanışmanın arkasında ne var? 'Ama IŞİD yapıyorsa onu ayırın, onunla mücadele edin'. Peki IŞİD ile mücadele ederken de şunu diyor... Kendi içinde tutarsız, Türkiye için de zaten bir tedbir almamış olsak herhalde Türkiye'deki bu huzur ortamı yanımızdaki bütün bu yangınlarla sürmezdi.

Aynı şey BDP için de geçerli. 'IŞİD'e karşı tedbir alın Kobani'yi korumak için ama rejime sesiniz çıkmasın'. Neden? Çünkü PYD ile rejim işbirliği içinde. Biz herkesi şuna davet ediyoruz; bizim için insan var, insan var, insan var. Ne Kürt var, ne Arap var, ne Türkmen var. İnsan var. Kim bu zulmü yapıyorsa ona karşı gerekli tedbiri alırız. Bugünkü tezkere bizim ulusal güvenliğimizi ve sınırlarımızı korumak için. Mülteci akınlarına karşı gerekli tedbir almak için. Uluslararası koalisyon oluştu, onunla yapılacak gerekiyorsa işbirliği ve bizim ulusal menfaatimize, stratejimize uygunsa, demin dediğim gibi, birileri karar alır da 'bize şu üs lazım, şu lazım' diyemez. Türkiye'nin istediği, belirlediği önceliklere uygun olması halinde her türlü koalisyon içinde yer alırız.

Başbakan Davutoğlu, ''Tezkere, çözüm sürecini garanti altına alıyor. Çünkü bu yolla biz sınır ötesindeki kardeşlerimize de gerektiğinde size yardım etmeye hazırız mesajı iletiyoruz. İçeride de savaşçı bir üslup değil, içeride de zaten herhangi bir şekilde Türkiye'nin huzurunu bozacak bir teşebbüs olursa, bunun için tedbir alırız diyoruz. Nihayetinde Suriyeli kardeşlerimiz hangi kökenli olursa olsun Türkiye'ye huzur var diye geldi'' dedi.

Bizim için şu anda olağanüstü bir durum yok

Tezkere TBMM Genel Kurulu'nda görüşülürken neden katılmadınız" sorusu üzerine Davutoğlu, "Çünkü doğal bir seyir. Geçmiş tezkerelere de bakın, 2007'den bu yana çıkan Irak tezkerelerine, 2012'de çıkan, hiçbirine Sayın Başbakanımız katılmamıştır. Muhalefet genel başkanları da katılmamıştır. Bizim için şu anda olağanüstü bir durum yok" diye konuştu.

Bununla, katılmamakla topluma verdiğim mesaj şu; Türkiye'de şu anda yarın savaşa girecekmişiz gibi olağanüstü bir durum yok" ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları söyledi:

Uzatılması gereken, biri 4 Ekim'de biten, biri 17 Ekim'de biten iki tezkere belki IŞİD, şu anda Kobani düşmeseydi bunlar iki ayrı, yani Kobani'ye dönük saldırılar ve göç olmasaydı bu iki ayrı tezkere, çoğumuzun sıradan bir haber olarak takip edeceği olay olarak gidecekti. Benim katılmam, sanki çok özel bir anlam yüklerdi. Gerekli tedbiri alırız, arkadaşlarımız orada gereğini yaparlar" yorumunda bulundu.

Başbakan Davutoğlu, "Maksatlı bir katılmama durumu mu" sorusunu, "Tabi yani. Yoğundu, işlerim de yoğundu ama nihayetinde..." diye yanıtladı.

CHP'liler, 'Başbakan sonucu biliyordu, biz de neticede muhalefet olarak nasıl olsa geçecek diye aleyhte oy verdik' dediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, "Böyle diyorlarsa bu kadar gayriciddiler. 'Biz kazanacağımızı bildiğimiz için katılmadık'. Peki kendileri, katılmayan o kadar CHP'li var ki, 98 oy. Peki o CHP'liler niye bu kadar, biz tehlikeye atıyoruz da niye yoktular?" ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

Onların genel başkanları girseydi ben de girerdim. Hem de onların ciddiye aldığını gördüğümüz için ona ciddiyetle cevap verirdim. Ama genel başkanlarının girmediği, hatta tezkereyi değil şu ana kadar ki bütün argümanlarını terk ettikleri bir ortamda bizim için tekere yasal, teknik bir süreçti, daha ötesi yoktu.

Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya gelmemizin sebebi tezkere sonrası hemen bir planlama yapmak için değil, kimsenin aklına böyle bir şey gelmesin. Yarın Kurban Bayramı için herkes bir yerlere gidecek. Gitmeden önce tezkere, bizim daha önce yaptığımız planlamaları Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edelim, birlikte değerlendirelim. Bütün kurumlarımız görevlerini biliyor. Her bir kuruma görevler dağıttık, duruma hakimiz, her şey yerli yerinde. Genelkurmay Başkanlığımız zaten bize brifing verdi. Milli İstihbarat Teşkilatımızın bilgileri belli. Kurban Bayramı'na çıkmadan önce bir ortak akıl. Yoksa kamuoyumuz da siz de yani bunu böyle yorumlamayın, bir olağanüstü halle toplanmıştık durumu değil. Ama tezkereden önce toplanmak istemedik. Çünkü daha Meclis iradesini ortaya koymadan, sanki bir şey toplanıyormuş, sanki olağanüstü hal varmış gibi bir görüntü hoş da değildi." 

Bu coğrafyada tehlike her zaman var

Süleyman Şah Türbesi'ne saldırılırsa savaş olur mu" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, "Süleyman Şah ile ilgili her türlü tedbir alındı. Genelkurmay Başkanlığımız bize olabilecek senaryoları Bakanlar Kurulu'na da sundu. Süleyman Şah Türbesi ile ilgili çıkan haberler tamamen spekülatiftir. Her türlü tedbir alındı. Kimsenin de böyle bir maceraya kalkışmaması..." diye konuştu.

Yani tehlike yok mu" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Bu coğrafyada tehlike her zaman var, şu anki halde. Ama 'Hazır ol cenge istersen sulh-u salah' denir. Biz cenk istemeyiz. Çatışma istemeyiz. Ama gece ve gündüz, 15 gündür yaptığımız çalışmalarla her türlü senaryoya Türkiye hazırdır. Kendi sınırlarını korur. Gereksiz yere bir şeye müdahil olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, Türkiye'nin, insani kaygılarla gelenlere bağrını açacağını dile getirerek, "Uluslararası koalisyon kendi kamuoylarını ikna etmek için palyatif birtakım operasyonlar yaparsa 'Hayır o doğru değil, şöyle yapın' deriz. 'Beraber yapalım' dendiğinde kendi önceliklerimizi ve kendi kararımızı koyar, birlikte ne yapacağımıza bakarız. Ama kesinlikle başkasının gündeminin parçası olmayız, kesinlikle sessiz kalmayız, kesinlikle edilgen olmayız" yorumunda bulundu.

Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz

Güvenli bölge oluşturulmasına" ilişkin soruyu yanıtlayan Davutoğlu, bütün müzakerelerde, göç dalgasını Suriye sınırında tutmak için belli bir güvenli bölge olması gerektiğini hep söylediklerini anlattı.

Herhangi bir koalisyonun stratejik planlamasında da bunu Türkiye'nin görüşü olarak masaya getireceklerini ve şimdiye kadar da getirdiklerini bildiren Davutoğlu, "Bu olmadan Türkiye hem belli riskler üstlenecek, şu veya bu grupla, şu veya bu rejimle karşı karşıya gelecek ama Türkiye'nin öncelikleri göz önüne alınmayacak gibi bir durumda kalınmaz" ifadelerini kullandı.

Güvenli bölgenin oluşturulması, kara harekatı gibi kararların Güvenlik Konseyi'nden geçip geçmeyeceğine" dair soruyu Davutoğlu, Şu anda Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz. Sebep, 1270 sayılı, 1278 sayılı iki tane Güvenlik Konseyi kararı var zaten" diye yanıtladı.

Havayla sınırlı değil mi" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Hayır, orada çok açık bir şekilde, uluslararası terör tehdidi karşısında bütün ülkeler, ortak çabaya davet ediliyor. Bu çabanın mahiyetinin ne olduğu ise sizin yapacağınız planlamaya dahil. Kaldı ki Bosna Hersek ya da Kosova'daki müdahale için de bu kadar bile bir zemin yoktu" dedi.

Davutoğlu, "Libya kararının geniş yorumu gibi bir şey mi olacak" sorusu üzerine de Libya'da bu açıklıkta bir karar olmadığını söyledi. 

Şimdi daha açık, bu anlamda uluslararası hukuk bağlamında, BM Güvenlik Konseyi kararları var ve her iki karara da zaten bizim tezkerede atıfta bulunuyoruz" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

Bu uluslararası koalisyon için. Türkiye'ye gelince, açıkçası meşru müdafaa da dahil olmak üzere, ulusal çıkarlarımız gerektiğinde, bu BM Güvenlik Konseyi kararları zaten bize zemin sağlıyor ama ulusal güvenliğimiz gerektirdiğinde, vatandaşlarımızın güvenliği gerektirdiğinde her türlü tedbiri alırız. Bunun için de hiçbir kararı beklemeyiz. Bunu bütün tarafların da bilmesi lazım." 

Bizim önceliklerimiz göz önüne alınmalı" 

Davutoğlu, sürecin nasıl işleyeceğine dair soruyu şöyle yanıtladı:

Bugün geldiğimiz nokta, daha öncesi var tabi ama yaklaşık 15 gündür bu şey arttıkça, uluslararası tartışma ve dış güvenlik konuları, bizim şu anda, şu an itibarıyla her müzakere için geliştirdiğimiz stratejik bir perspektifimiz var. Nelerin yapılması gerektiğiyle ilgili net, son derece berrak prensiplerimiz var. Bunları koalisyon ülkeleriyle, özellikle de ABD ile müzakere ediyoruz, edeceğiz. Çünkü nihayetinde en önemli aktör o. Koalisyonda bizim yer almamız bağlamında söylüyorum. Bu gönüllüler koalisyonudur. Ama nihayetinde Türkiye bu koalisyonun, 32 ülke şu ana kadar katılmış son askeri istişare toplantısına...

Bu ülkelerden tabi bizim farkımız, Türkiye'nin doğrudan sınır olması, en uzun sınır ve en fazla etkilenecek kapasiteye sahip olmamız, etkilenmemiz de en fazla. Dolayısıyla biz herhangi bir ülke değiliz. Bizim önceliklerimiz göz önüne alınmalı. Bu öncelikler nedir? Mülteciler için güvenli bölgeler oluşturulması. Hava akınları başarılı olur da diyelim IŞİD çekilirse, rejim girerse, bu sefer rejimden kaçacak insanlar. IŞİD'in tabiri caizse koruma iddiasında bulunduğu insanlar. PYD şimdi şey yaptı, diyelim IŞİD çekildi, Kürtler ile Araplar arasında bir çatışma çıkarsa bu sefer Araplar kaçmaya başlayacak. Bu tabloda mülteciler için bir şey gerekir. Bu fiilen Türkiye'nin kara gücü, tek başına yapacağı bir kara harekatı gibi zinhar düşünülmemelidir. Ama o güvenli hattın BM tarafından teminat altına alınması lazım. Bizim talebimiz bir BM gücüdür ki kimse orada tutup da tek başına bir şeye kalkışmasın."

Uçuşa yasak bölgenin de talepleri olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Çünkü bütün bunların sebebi uçuşa yasak bölge olmamasıdır. Niye? Çünkü hatırlayacaksınız savaşın ilk yıllarında Türkiye'nin bütün sınırı ılımlı muhalefet tarafından, Suriye Ulusal Koalisyonu tarafından kontrol edildi. IŞİD falan yoktu. PYD bir yerlerde sıkışmıştı, birkaç kantona. Ne oldu? Hava kuvvetleriyle Suriye, öyle ağır bir bombardıman yaptı ki rejim, scott füzeleriyle yaptı, bu olumlu muhalefet ciddi darbe aldı" diye konuştu.

Taktik bir koalisyon kurdular

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

Suriye rejimi ile IŞİD arasındaki işbirliğinin sebebi şu; Suriye rejiminin hava kuvvetleri var ama alanda cesaretle savaşacak askeri yok. Halep'te, Humus'ta, İdlib'de, özellikle Sunnilerin yoğunlukta olduğu yerlerde. Çünkü Suriye Hava Kuvvetlerinin tümü tek bir mezhepten. Tek tük Sunni pilot çıksa, alıyor uçağı Ürdün'e kaçtı bir kısmı, bir kısmı silahlarıyla teslim oldu falan. Maalesef Suriye rejimi mezhep çatışmasını kendi başlattı. Ben bunun olmaması için Beşşar Esed'e, saatlerce, aylarca yalvarmamızın sebebi buydu. Siz ordunuzun karakterini biliyorsunuz, karşı karşıya getirmeyin ordu ile halkı'. Bunu çok anlatmaya çalıştım ama yaptı bunu. Bu sefer Suriye Ulusal Koalisyon güçleri çekilince rejim askerleri de oralara girecek gücü ve cesareti olmayınca Rakka'da, IŞİD geldi oraları kapattı. Ve IŞİD ile rejim, uzun süre, 2-3 ay öncesine kadar hiç çatışmadılar. Taktik bir koalisyon kurdular. Rejim vurdu havadan, IŞİD karadan girdi, PYD de bunu seyretti. Çünkü PYD, 'Kendi bölgem, nasıl olsa ben rejimle işbirliği yaptım' dedi. 'IŞİD'e de dokunmayayım' dedi. 'Özgür Suriye Ordusu gerilerse ben onun geldiği yerleri kapatırım ve Cerablus gibi Münbiç alanı gibi kontrol edersem Haseki kantonuyla Kobani kantonu ve Afrin kantonu birleşir' diye düşündü. 'Bırakalım bu Özgür Suriye Ordusu darbeyi yesin' dedi. Bu tavır, buna sebebiyet verdi. Biz PYD'ye anlattık, bu hal geçici.

Amerika'ya anlattınız mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Amerika'ya ne kadar anlattık, ne kadar. Keşke o kriptolar yayınlansa. Bazen Wikileaks denilen şey, çıktığı gün biliyorsunuz ben Amerika'daydım, Dışişleri Bakanı olarak Hillary Clinton ile ilk basın açıklamasını biz yaptık. Benimle ilgili de Amerikan kayıtlarında 'En tehlikeli adam' diye yorumu çıkmıştı biliyorsunuz Wikileaks'te. Çok zor bir basın toplantısıydı Sayın Clinton açısından. Aramızda belli bir işbirliği var, dostluk var. Ama bir taraftan da kayıtta benimle ilgili yazılanlar. Çıkarken biraz tedirgindi, 'Hiç merak etme' dedim. Bir soru üzerine de şeyi söyledim sonra, 'Keşke bütün kayıtlar ortaya çıksa da Türkiye'nin ne kadar ilkeli, ne kadar doğrudan konuştuğu bilinse'. İkili dil hiç kullanmadık biz" ifadesini kullandı.

Bu konuyu da Amerikalılara çok detaylı anlattıklarını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

Defalarca şunu söyledik; bir no-fly zone olmadan Suriye'de zulüm bitmez. En sonda hava kuvvetleri ile kimyasal silah da kullandılar. Şunu anlatmak için bütün bunları söylüyorum, şimdi no-fly zon yani uçuşa yasak bölge olmazsa ne olacak biliyor musunuz? Gidilecek IŞİD mevzileri vurulacak diyelim. Suriye rejimi, şu anda bütün o katliamı işleyen Esed, kendince meşru oldu, bunu düşünerek bekleyecek kenarda. Bundan şey bekleyen diğer aktörler de bekleyecek. Bundan sonra müthiş bir hava bombardımanıyla Halep vurulacak. Bakın şimdiden senaryoyu söylüyorum. Nasıl olsa IŞİD çekildi. Özgür Suriye Ordusu zayıf. Rejim bütün gücüyle Halep'i vuracak. Halep ve civarından 3 milyona yakın insan Anadolu'ya doğru hareketlenecek. Şimdi bu kötü senaryoyu engellemenin tek yolu, uçuşa yasak bölge. O uçuşa yasak bölge oldu mu bir kere insanlar rahatlayacak. Havadan bomba gelmediği zaman insanlar kaçmaz. Biz bunun istatistiklerini yaptık. İlk 3-5 ayda doğru dürüst bize gelenler 300'le, 500'le, 3 binle sınırlıydı. Ne zaman arttı? 2012 Ocağı'ndan itibaren scott füzeleri ve hava bombardımanıyla varil bombaları başlayınca, nihayet dışarıda bir başka mahallede bir çatışma varsa, eski hani konvansiyonel bir savaş bir yerde varsa, şehirde hayat sürüyordu. İstiklal Harbimizde bile bir yerde savaşırken diğer yerde hayat sürüyordu. Ama hava kuvvetleriyle bütün şehirleri bombardımana tabi tuttuğunuzda insanlar çocuklarını alıp bir an önce sığınmak istiyor. O zaman mülteci arttı."

Uçuşa yasak bölgenin gerektiğini yineleyen Davutoğlu, "Olmadığı zaman işte uçuşa yasak bölge, olan tablo bu" diye konuştu.

Şimdi olmazsa bizim korkumuz, Türkiye'ye çok daha büyük bir göç dalgası gelecek" yorumunda bulunan Davutoğlu, "Fırsatçılıktan meşruiyet de kazandığını düşünen rejim, İdlib'i, Halep'i, Deyrizor'u, Rakka'yı cezalandıracak, bombardımana tabi tutacak" ifadelerini kullandı.

Peki o zaman Batı buna 'Dur' diyecek mi? Bu kadar tecrübeden sonra biz biliyoruz ki 'dur' demeyecek" görüşünü bildiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Onlar için istatistikler, açık söyleyeyim, bu maalesef acı bir şey ama harekete geçtikleri an ve bunu ben Batılı bir P5 ülkesinden birinin Dışişleri Bakanına söyledim, ki Yezidilere biz bağrımızı açtık, 46 bin Yezidi var şu anda Türkiye'de. Ama Yezidiler vurulana kadar, Hristiyanlar kaçana kadar BM Güvenlik Konseyi kararı çıkmadı. Çok acı bir şey. Yani gayrimüslimlere dokunulana kadar ne kadar Müslüman öldürülürse, nerdeyse önemsizmiş gibi, istatistik gibi bu kadar şey bir dünya. Tabi o zaman da o Müslümanlar, biz hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz ama her türlü radikal eğilimlerin içine yöneliyorlar. Aynen Bosna'da da öyle oldu işte. Onun için aynı hatanın yapılmamasını istiyoruz. Uçuşa yasak bölgede ısrar edeceğiz, güvenli bölgede ısrar edeceğiz. Sadece bugünü kurtarmak için değil yarını da planlayabilmek için bunlar elzem.

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu