Türkiye yaraları sarmaya devam ediyor

Türkiye yaraları sarmaya devam ediyor


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, "Herkes yerinden yurdundan oluyor, bu ülkeye sığınıyor. Allah korusun, bu ülkenin başına bir şey gelse bizim sığınacak bir yerimizin olmadığını hepimiz bilmeli ve adımlarımızı buna göre atmalıyız" dedi.

Çelik, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) tarafından Bursa'da bir otelde düzenlenen "İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Eğitim Semineri"nde yaptığı konuşmada, gerek Türkiye'de gerek dünyada çok sıcak gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçildiğini söyledi.

Suriye ve Irak'ta yürek yakan gelişmeler yaşandığını, terörün çirkin yüzünü bölgede sergilediğini, insanların vahşice katledildiğini, milyonlarca kişinin yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldığını ve 1,5 milyon Suriyelinin Türkiye'ye sığındığını dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

"Herkes yerinden yurdundan oluyor, bu ülkeye sığınıyor. Allah korusun, bu ülkenin başına bir şey gelse bizim sığınacak bir yerimizin olmadığını hepimiz bilmeli ve adımlarımızı buna göre atmalıyız. Buna göre birlikte yaşamayı tesis etme konusunda üzerimize düşen neyse onu yerine getirmek zorundayız. Son dönemde iyiden iyiye ateş çemberi haline dönen bölgemizde, Kobani bölgesinden 3-4 gün içinde 150 bin Suriyeli Kürt vatandaş Şanlıurfa'ya giriş yapmış ve 1,5 milyon Suriyeliye birkaç gün içinde yeni ilaveler bu şekilde gerçekleşmiştir. Türkiye hem yaraları sarmaya devam ediyor hem sorunlarını çözmeye uğraşıyor hem de bölgede meydana gelen kronik sorunların ve o ülke halklarının dertlerine derman olma gibi büyük bir sorumluluk içinde hareket ediyor ama sorumsuzları da dikkat ve ibretle izliyoruz. Yara sarmaya çalışan güvenlik güçlerimize, Kızılay görevlilerimize ve o aziz millete taş atan milletvekillerini de orada ibretle gazetelerde gördünüz. Türkiye'ye bu tablolar yakışmıyor. Hele parlamentoda olan birine hiç yakışmıyor. Herkes aklını başına alsın. Terör canımızı yakıyor. 30 yıldır can yakan bu terör belasından kurtulmak için Türkiye önemli mesafeler katediyor. İçeride ve dışarıda bütün terör faaliyetlerinin sona ermesi konusunda Türkiye elinden geleni yapmıştır."

-Çalışma hayatı

Hükümet ve bakanlık olarak çalışma hayatının düzenlenmesi konusunda çok önemli çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Çelik, 1 Mayıs'ın, kendi dönemlerinde 2008 yılından itibaren tatil ilan edildiğini hatırlattı.

Çelik, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana çalışma hayatıyla ilgili çok önemli çalışmalar yapıldığını, İzmir Kongresi'nde bu konuda ciddi kararlar alındığını ve 1 Mayıs'ın Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk döneminde tatil olarak düzenlendiğine işaret ederek, bundan sonraki süreçte 1 Mayıs ile ilgili çok ciddi tartışmalar, kavgalar ve üzücü olaylar yaşandığını bildirdi.

Söz konusu tarihin tatil edilmesine ilişkin tartışmaların ortadan kalktığını anlatan Çelik, şimdi ise yer tartışması yaşandığını dile getirdi. Bir grubun, 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlama konusunda ısrarcı olduğuna değinen Çelik, "Taksim'de kutlayabilirsin, git çelengini koy, bin kişi mi, 2 bin kişi mi gideceksin, vahşice katledilen emekçileri an ama sonra git, Türkiye'nin 81 ilindeki meydanlarda, İstanbul'un büyük meydanlarında emeğinin hakkını koru" ifadesini kullandı.

-Soma'daki maden faciası

Manisa'nın Soma ilçesindeki maden faciası öncesi İstanbul'un en büyük salonunda 4 bin kişinin katıldığı Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansında, "Beyler kendinize gelin. Taksim evet, 1 Mayıs evet tatil oldu ama işçinin sağlığı ve güvenliği, örgütlenmeyle ilgili sorunlar var. Türkiye'de bunları çok daha fazla dile getiren bir 1 Mayıs anlayışını getirin" dediğini anımsattı.

Bu konuşmasından kısa bir süre sonra Soma'daki faciayla karşılaştıklarını söyleyen Çelik, şunları kaydetti:

"Burada ne nutuk atarsak atalım eğer çalışma güvenliği ortamı yoksa gerisi boş. Yürekler yanıyor, yuvalar yıkılıyor kardeşim. Bu sadece bir bakanın, başbakanın, hükümetin çözebileceği bir iş değil ki. Bunun tarafları var, yönetim var, işveren var, işçi var. Herkes sorumluğunun bilincinde hareket ederse bunların üstesinden gelebiliriz ama sorumluluk bilincinden uzaklaşırsak yani bu üçlü halkada bir yerde kopma, çözülme meydana gelirse orada felaketi bekleyin demektir. Mevzuatı hazırlamakla hükümlüyüz. Mevzuatı hazırlayacağız, denetimi yapacağız. Bana 'Vicdanen rahat mısın?' diyorlar. Evet rahatım. 2012 yılına kadar bu ülkenin müstakil İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası yoktu. Büyük bir mücadeleyle tam 5 sene uğraştık. İte kaka İş Sağlığı ve Güvenliği Yasasını 2012 yılının 6'ncı ayında çıkardık. Yasa çıktı, mevzuatta problem yok. Büyük ekseriyetle kimin ne yapacağı belli. Denetim yapılıyor mu? Evet yapılıyor. Türkiye'de 1 milyon 630 bin iş yeri var. 1 milyon 630 bin iş yerinde müfettiş oturamaz ki sabahtan akşama kadar. Sizin göreviniz, denetimde farkındalık oluşturmak. İş yeri mühürlendi. Demek ki rastgele çalışamam. Kurallara uymam gerekiyor Kurallara uyan bir işveren olmak durumundayım. Kurallara uyan bir işçi olmak durumundayım. Denetimin amacı bu. Yoksa siz inşaat sektörü olarak asansör kazasına bakacak olursanız, denetimi yapıyorsunuz, ayrılıyorsunuz, bir ay içinde bina 4-5 kat yükseliyor, 20-30 metre yükseliyor. Teknoloji gelişti. O zaman her tabliyede, her kalıp tahta çakışta, her kolon yükselişte müfettiş orada olacak diye bir şey yok. Orada bulunması gerekenler var. İşin sahibi, teknik sorumlusu, fenni sorumlusu var, yapı denetim iş güvenlik uzmanı var. Bunlar orada güvenliğin tesisini sağlamakla görevli insanlar. Teftiş nedir? 'Geldim, bu salonu gördüm, eksik bulamadım, eksikleri buldum. Şu eksikler giderilmezse çalışanın hayatı tehlikededir.' Müfettiş bunu diyecek, onlar giderilecek. Hiçbir eksik yoksa 'Eksik yok" deyip gidecek ama bu bir saat sonra bir kazanın olmayacağı anlamına gelmez. Bir saat sonra burada bir olay yine meydana gelebilir. Onun için iş yerindeki sorunları her iş yerine iş sağlığı ve güvenliği uzmanı koyarak çözmeye çalıştık."

Salondaki işçilerin, "Kazalara dayanmaz yürek, bize Çelik gibi bir bakan gerek" tezahüratına Çelik, "Vallahi işverenle aramı bozacaksınız sonunda" diye karşılık verdi.

-Sendikalarla ilgili düzenlemeler

Faruk Çelik, çok önemli reformlara imza attıklarına dikkati çekerek, Sosyal Güvenlik Reformunun kendi iktidarları döneminde gerçekleştiğini belirtti.

İstihdam paketiyle 2008-2009 döneminde 200 bin işçinin iş yerlerinden çıkarılmasına engel olduklarına işaret eden Çelik, kendi dönemlerinde yürürlüğe konulan sendikalarla ilgili yasa için 4 yıl uğraştıklarını ve yüzde 10 olan barajı yüzde 1'e düşürdüklerini anlattı. Çelik, şöyle konuştu:

"Arkadaşlar yüzde 10 barajı olsa şimdi, düşünebiliyor musunuz bir iş kolunda 1 milyon işçi varsa, tekstilde 100 bin işçiyi üye yapacaktınız. Şimdi 10 bin işçi. Yani 'Arada fark yok' demek olur mu? Ne yaptı yasa? Sahte üyelerde sendikaları temizledi. Artık ölü üyeler yok, gerçek üyeler var bu işin içinde. Onun için sendika yasasına haksızlık yapmayalım. 1,5 yıl içinde örgütlü toplum olma yolunda 200 bin işçimiz sendikalara kaydolmuştur. Bu sendika yasasıyla bu gerçekleşmiştir. Biraz daha gayret ederseniz inanıyorum ki hele hele son çıkardığımız 'Torba Yasa'yla bunu 2 milyona taşımak çok kısa sürede gerçekleşebilir."

Hükümet olarak örgütlü toplumdan yana olduklarını ifade eden Çelik, bu çerçevede kamu görevlileriyle ilgili sendika yasasını da devreye aldıklarını kaydetti.

Çelik,  yürürlüğe giren son "Torba Yasa"da emekçiler, özellikle maden çalışanlarıyla ilgili çok önemli düzenlemeler gerçekleştirdiklerini söyledi. 

Taşeron uygulamasına da yeni düzenleme getirdiklerini belirten Çelik, artık hangi işlerde hizmet alımı yapılacağının Bakanlar Kurulu tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hakların eşit olması halinde alt veya üst işverenin önemli olmadığını dile getiren Çelik, "Alt işveren, önce işçinin aylığını düşürerek, maaşını asgari tutarak, sonra sosyal sigortasını keserek yani bin 500 liraya çalıştırıyorsa 800-900 lira göstererek, 600 lirayı da yandan vererek sigortadan kaçırarak bir kar elde etmeye çalışıyor" ifadesini kullandı.

Çelik, asgari ücretin bir geçim ücreti olmadığını defalarca anlatmaya çalıştığını hatta kendisine, "Asgari ücretle geçinir misin?" diye bir söylemde bulunulduğunu hatırlattı.

Bir insanın, mecbur kalması halinde bununla dahi geçinebileceğini ancak hükümet olarak asgari ücreti geçim ücreti olarak görmediklerini bildiren Çelik, işverenlere "Bundan daha düşük ücret veremezsin ey patron" dediklerini kaydetti.

Asgari ücretin, geçen süreçte yerleşik hale geldiğini ve bunu da yanlış bulduklarını aktaran Çelik, buna karşı bu ücretin belirlenmemesi halinde çalışana 400 lira öneren işverenler bile çıkabileceğine dikkati çekti.

- "Farkındalık sorunumuz var"

Madencilerin çalışma koşullarının çok daha zor olduğuna değinen Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3-4 kez 500 metre derinlikte maden ocağına indiklerini anımsattı.

Faruk Çelik, madene inmenin, bir anlamda diriyken mezara girmekle eş değer olduğuna işaret ederek, maden çalışanlarının asgari geçim ücretinin bin 800 olmasıyla ilgili bir tartışma ortamı bulunduğunu anlattı. Çelik, şöyle devam etti:

"İşçiyle ilgili bir düzenleme bu. İşçinin lehine bir düzenleme. Patron devletle bir anlaşma yapmışsa, o anlaşma çerçevesinde bir kaybı varsa, hükümet de onu düzenler, devlet de o anlaşmanın gereğini yerine getirir ama patronun daha cebinden bir lira çıkmadan 'Ben işçiyi kapının önüne koyuyorum' demenin neresi ahlaktır? Bunun ahlaki tarafı var mı? İş Sağlığı ve Güvenliği Yasasını çıkardık. Bununla ilgili 36 mevzuat çıkardık. İkinci mevzuatı yürürlüğe koyduk. Bununla da yeterli olmadı, 155 sayılı, 161 sayılı, 187 sayılı ILO sözleşmelerini, iş sağlığıyla ilgili yürürlüğe koyduk. Dolayısıyla mevzuat açısından zaten Avrupa Birliği standartlarında bir yasamız var. Türkiye'de iş güvenliğinden bahsediyoruz. 2012 yılına kadar bir tek iş güvenliği uzmanı yoktu biliyor musunuz? Danıştay da iptal etmiş, var olan 900 iş güvenliği uzmanını. İki yıl içinde 83 bin iş güvenliği uzmanı sertifikasını aldı. Bunlar yatarak olmuyor. Bu sistemi kurmak öyle basit bir şey değil. Türkiye'de 13 milyon 150 bin çalışan işçi, 1 milyon 630 bin iş yeri var. Bunlarla ilgili aldığınız kararlar öyle basit, sabahleyin uygulamaya geçip halledilecek olaylar değil. Her şeyimiz var ama farkındalık sorunumuz var. Her yerde örnek veriyorum; arabayı muayene götüreceksiniz. Muayeneye götürürken sektör oluşmuş. Orada sağlık çantası, yangın söndürücü tüpünü veriyor. 50 lira diyelim, 50 lirayı veriyor, muayeneden çıkıyor araç. Götürüyor, tüpüyle sağlık çantasını adama iade ediyor. Sonra kaza olunca da 'Arabam yanıyor' diyor."

- İşçilerin, güvenlikleriyle ilgili sorumlulukları

İşçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda hataları bulunduğunu söyleyen Çelik, bazı çalışanların, "Baret takmam, terletiyor", "Eldivenle rahat çalışamıyorum" gibi bahaneler öne sürdüğünü dile getirdi.

Çelik, iş güvenliğine uymayan çalışanların önce yazılı olarak uyarılacağı, uymayanların iş akitlerinin feshedilebileceği bilgisini verdi.

İşçilerin, can tehlikesi olan yerde çalışmama gibi bir hakkı bulunduğunu, ısrarcı olan işverenlerin şikayet edilebileceğini hatta bu konuya ilgili "Alo 170 Hattı"nı arayanların kimlik bilgilerinin sorulmadığını bildiren Çelik, yasa çerçevesinde, kapatılan bir iş yerinin mührünün sökülmesinin, "durdurma" cezası olan bir iş yerinde faaliyete devam edilmesinin ciddi suç sayıldığını ve bu işverenlere paraya çevrilmeyecek hapis cezaları verileceğini belirtti.

Malın canla kazanılabileceğini, can olmayınca malın hiçbir yarar getirmeyeceğini anlatan Çelik, "Hayat bittikten sonra para olmuş, bir anlamı yok. Onun için ücret sendikacılığı dönemini geride kaldı. Ücret hakları konuşulurken refah seviyesinin yükselmesi için mücadele edilecek. Bunun dışında haklar var. Bunları konuşan, bunlara para harcayan bir sendikacılık anlayışı tüm sendikalara oturmalı. Mali haklarını ararken diğer taraftan sağlıklı koşullarda insanca çalışma ortamlarının sağlanması noktasında hak arayışlarına devam etmeli" değerlendirmesinde bulundu. 

- "Asansörün 31'inci katta durması gerekiyordu arkadaş"

Her işin başının, sorumlu bir yaklaşım anlayışından, vicdanlı hareket etmekten geçtiğini ifade eden Çelik, pas tutan vicdanları silmenin ise çok zor olduğunu söyledi. 

Çelik, birçok iş yerinde kaza riski bulunduğuna değinerek, şöyle konuştu: 

"Allah, Soma benzeri, İstanbul'daki asansör kazası benzeri kazaları bir daha göstermesin. Birçok iş yerinde biliyoruz ki 'kaza geliyorum' diyor. Kimse işin kolayına kaçmasın. 'Çalışma Bakanı'nın omzuna bir davul asarız, vururuz aman vururuz.' Yok öyle bir şey. Çalışma Bakanı da sesini yükseltmeye başladı bakınız. Yok öyle kolay değil. İşin sorumlusu, suçlusu kimse ortaya çıkacak. İstanbul'da 10 metrekarelik asansör alanında kaza oluyor. 500 metre, 5 bin metrekarelik alandan bahsetmiyorum, 10 metrekare. O asansörün sorumluları belli. O asansörün 31'inci katta durması gerekiyordu arkadaş, ben onu bunu bilmem. Her şekilde durması gerekiyordu. Çünkü 32'nci kat yok. 32'nci kat demek, dişlinin boşa dönmesi demek. 'Siviç' denilen durdurucu yok muydu? Yoksa kimin sorumlu olduğu belli. Bunu derinden keşfetmeye gerek yok. Yeniden Türkiye’yi, dünyayı keşfetmeye gerek yok. 10 metrekarede meydana genle kazanın sorumluları bellidir, bunlar ortaya çıkarılmalıdır. Bedava gürültü çıkarmaya gerek yok. 10 can gitti. Gittim, orada gördüm, 140 metreden betona çakılmış. Buna kimsenin yüreği dayanmıyor arkadaşlar. Dayanılır mı? Herkesin çoluk çocuğu var. Herkes kendini koysun onun yerine. Bakan gelip sivici mi takacak? Bakanlık yetkilisi gelip 50 liralık durdurucuyu mu takacak? Orada görevli var, sorumlular var, onlarca insan var, bizzat asansörden sorumlu insanlar var. Herkes görevini yapacak ki bu sorunlar çözülsün."

Kazalar ve meslek hastalıklarının yüzde 98'inin önlenebileceğine işaret eden Çelik, asansöre durdurucu takılmazsa buna kaza demenin mümkün olmayacağını kaydetti.

Kimsenin "takdir"e itirazının olmayacağını vurgulayan Çelik, "Peki, tedbir nerede? Allah bize, 'Tedbir almadan takdiri bekleyin' mi diyor? Nazar boncuğu takacaksın iş yerine. Nazar boncuğunun ne faydası olacak? 'Dua ettim' diyor. Tedbir almadan dua kabul olur mu yahu? Tedbiri alacaksın, ondan sonra dua edeceksin. Tedbir alacaksın, nazar boncuğu mu, ne takacaksan bilmem artık ben. Ondan sonra dua etmenin, ondan sonra iyilikler dilemenin dönemi başlıyor. Yoksa hiçbir tedbir alma, ondan sonra, 'Ne yapalım, kaderde bu varmış.' Yahu kaderde var da tedbirini al, kader zaten işliyor, senin, benim zaten ona gücüm yetmez" ifadesini kullandı.

- "Hepsini manşet yapın"

Bakan Çelik, basın mensuplarına da seslendi.

Soma'daki maden ve İstanbul'daki asansör facialarına manşetlerde yer verilmesinin doğal olduğunu dile getiren Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İstanbul'daki kazadan sonra Konya'dan İzmir'e varıncaya kadar 8 kardeşimiz daha hayatını kaybetti. Siz bunlarla ilgili manşet gördünüz mü? Arkadaş 300 can da 100 can da bir can da candır. Hepsini manşet yapın, hepsini. Atın manşetleri, kimin nerede ne sorumluluğu varsa ortaya çıksın. İşçinin sorunu varsa ortaya çıksın. Yetkililerin, görevlilerin eksikliği varsa ortaya çıksın. Bu teşhir olayı çok ciddi bir şekilde etki yapıyor."

Çelik, asansör kazasından sonra işverenlerle yaptığı görüşmelerde, kule vinçlerin bakımı konusunda ciddi sorunlarla karşılaşıldığını öğrendiğini aktardı. Herkesin, vinç ve asansörlerinin bakımına bu tür kazalar yaşanmadan özen göstermesi gerektiğini bildiren Çelik, "Bu olaylardan sonra düzelmesi bizi üzüyor. Akıl var, mantık var. İşin sahibisin, işçisin. Üzerinize düşenleri, acı olaylar yaşanmadan yapın ve tedbirlerinizi alın, araç gereçlerinizin bakımını yaptırın" görüşlerini iletti.

Seminere, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, bazı sendika ve şirketlerin temsilcileriyle iş sağlığı ve güvenliği uzmanları katıldı.

 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu